Anasayfa > Selefilik > Selefiliğin Kurucusu

Selefiliğin Kurucusu

Selefiliğin Kurucusu

Selefiliğin kuruluşu ve Selefiliğin kurucusu hakkında birçok söylem olsa da aslında bunların ya bu menhecin anlaşılmamasından ya da meseleyi bulandırma maksatlı olduğunu görmekteyiz. Nitekim Selefilik bir parti, cemiyet ya da bunlara benzer bir kuruluş olmadığı için aslında bir kurucusu ya da bir önderi yoktur. Selefi Salih’in olan ashab, tabiin, tebei tabiinin izinden gitmeye çalışan bir Müslüman topluluktur. Bu topluluk her ne kadar Ashabın, tabiin ve tebei tabiin yolundan gitse de mutlak itaatin yalnız Allaha ve Resulüne gösterilmesi gerektiğini bilirler.

Bu konuda toplumun Selefileri anlayamama sebepleri ise öncelikle yalan ve iftira ile dolu söylemlerdir. Öyle ki yıllardır bu topluma bir hocaya körü körüne bağlanmadan cennete gidilemeyeceği öğretilmiştir. Bu öğretilerle toplumda Selefilerin bir kurucu hocası olması gerektiğini düşündürmüştür.

Bu sebeple ortaya birçok zanni görüş atılmıştır. Kimisi bu fikirlerin Ahmed İbn Hanbel’in zamanında Kuran mahluktur diyenlere karşı katı nasçı söylemleri ve yine aynı dönemlerde Yunan felsefesine karşı oluşturulan katı söylemlerde ortaya çıktığını iddia etmişlerdir. Lakin temelde şöyle bir hata mevcuttur. Ahmed İbn Hanbel’in akide ve menhecde katı nasçı söylemleri ve kelam ilmini yermesi sadece kendisine has bir durum değildir. Zaten 4 mezhep imamının da görüşü bu minvaldedir.

İmam Ebu Hanife rhm şöyle demiştir: “Hadis sahih olduğunda, benim mezhebim, hadistir.”1

Ebu Hanife rhm şöyle demiştir: “Bir kimsenin nereden aldığımızı bilmeden bizim sözümüzü alması (onunla amel etmesi) helal olmaz!”2

Yine İmam Malik şöyle demiştir: “Resulullah sav dışında her insanın sözlerinin bir kısmı alınıp, bir kısmı terk edilebilir. Resulullah sav ise müstesnadır.”3

Bu sebeple aslında biraz daha meselenin iç yüzüne girdiğimizde aslında başta 4 mezhep imamı olmak üzere sünnet imamlarının tamamı İbn Abdil Berr, imam Şatibi, sünen sahibi Hallal, imam Berbehari, İbn batta Selefi Salih’in yoluna davet etmiş alimlerdir.

Şu ayetlerde zikredilenler gibi:

وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللّٰهِۜ وَالَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اَشَدُّ حُبًّا لِلّٰهِۜ وَلَوْ يَرَى الَّذٖينَ ظَلَمُٓوا اِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَۙ اَنَّ الْقُوَّةَ لِلّٰهِ جَمٖيعًاۙ وَاَنَّ اللّٰهَ شَدٖيدُ الْعَذَابِ

İnsanlardan bazıları Allah’tan başkasını Allah’a denk ilahlar edinir de onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır.4

Ayeti kerime çok açık değerli kardeşlerim. Şeytan bugün Dalalet yolunda olan insanları Allah’a itaatten uzaklaştırmıştır. Kalbinde inanç olan insanlara bunu yapamayınca bu defa onları dinde ileri gelen insanlara olan aşırı bağlılık ile aldatmıştır. Zira şeytan bir konuda kişiyi tamamen saptıramazsa bile o mevzuda verebileceği zararın en şiddetlisini vermeye çalışır. Yani bir bardak zehir yerine bardağa bir damla zehir damlatarak amacına ulaşır. Nuh a.s dan Allah Resul’ü s.a.v e oradan da bize gelen sürece bakıldığında dinine düşkün insanları alime itaat başlığı altında saptırmıştır.

İbn Abdilber şöyle demiştir: “Resulullah s.a.v den gelen haber sahih olduğu vakit hiçbir insanın sözü Resulullah s.a.v. in sözüne denk olamaz. Resulullah s.a.v. sünneti alınmaya ve amel edilmeye daha layıktır her Müslüman böyle davranmalıdır. O, rey ve mezhebe ayet ve hadisten önce yer veren taklit guruplarının yaptığı gibi yapmaz. Belki de ‘müçtehit bu nassı bildiği bir illetten veya başka bir delili görmesinden dolayı onu terk etmiştir’ demek suretiyle aklı ihtimaller, nefsani hayaller ve şeytani mutaassıplıkla kitap ve sünnete karşı gelmez.”

İbn Akil: Ahmed bin Hanbel’in ashabı hakkında, onlara taklide cevaz verilir mi diye sordular. Cevaben: Onlar kitap ve sünnetin zahirine göre amel ediyorlardı, vacip olan delile ittibadır. Ahmed’e değil diyorlardı.5

İbn Kayyım rahimehullah şöyle demiştir: Taklide dayanarak fetva verilmesi caiz değildir. Çünkü taklit bir ilim değildir. İlimsiz fetva ise haramdır. Taklidin ilim sayılmadığı ve mukallide alim denilmeyeceği konusunda insanlar arasında ihtilaf yoktur.6

مث قال ابن عبد الرب: ” وثبت عن النيب صلى هللا عليه وآله وسلم أنه قال: ” تذهب العلماء

مث تتخذ الناس رؤوسا جهاال يسألون فيفتون بغري علم فيضلون ويضلون

İbn Abdilberr şöyle demiştir: Allah Resulü s.a.v’in şöyle dediği sabit olmuştur: Alimler ortadan kalkacak. Sonra insanlar cahil kimseleri lider edinecekler. Bunlar kendilerine soru sorulduğunda bilmeden fetva verecekler. Böylece hem kendileri sapacak hem de başkalarını saptıracaklar.

وهذا كله نفي للتقليد وإبطال له ملن فهمه وهدي لرشده وال خالف بني أئمة األمصار يف

فساد التقليد فأغىن ذلك عن اإلكثار

Bütün bu deliller, hidayete erenler için, taklidin fasit ve batıl olduğunu ortaya koyar. Taklidin fasid oluşunda hiçbir memleketin ileri gelen alimleri arasında ihtilaf yoktur. Buda daha fazla örnek vermeye ihtiyaç bırakmamaktadır.

عن سهل بن عبد الله التستري الزاهد المشهور قال: “ما أحدث أحد في العلم شيئا إلا سئل عنه يوم القيامة فإن وافق السنة سلم وإلا فلا”

Süheyl bin Abdilleh et-testuri zahid (rahimehullah) şöyle buyurdu: Her kim ilimde, sonradan bir şey ihdas ederse, Kıyamet günü ondan sorulur. Her kim sünnete uyarsa selamettedir. Bunun dışında selamet bulacak yoktur.7

Tabi olunması gereken hüccettir. İtaat ve ittiba ise sadece delile yani Kurana ve sünnetedir. Bununla alakalı ‘Selefilik’in Kuran ve Sünnete Olan Bağlılığı‘ adlı makalemizi inceleyebilirsiniz.

Yine şeyh Elbani diyor ki sahabe döneminde Râşit halifelere tabi olmayı Allah Resulü emretti ama buna karşılık hata ettikleri hususta sahabeler muhalif oldular ve kalpleri müellif bir şekilde yaşadılar yine ashaptan kimse ben Ebu Bekirciyim Ömeriyim demedi. Buna karşılık günümüzde insanlar iki sınıf yani bilenler ve bilmeyenler lakin ilk nesilde böyleydi ama onlar kendilerini muayyen birine bağlayıp taklid etmediler.

Selefiliğin Kurucusu

اِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنٖينَ اِذَا دُعُٓوا اِلَى اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ اَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَاَطَعْنَاؕ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Resulüne davet edildiklerinde, müminlerin sözü ancak «İşittik ve itaat ettik» demeleridir. İşte asıl bunlar kurtuluşa erenlerdir.8

Şeyh Abdurrahman bin Sadi tefsirinde şöyle buyurdu. “Felah (kurtuluş) kelimesi kısıtlanmış bir kelimedir. Çünkü Felah(kurtuluş) Matlubu(istenileni) kazanma ve kerih görülenden de kurtulmak için Allah ve Resulünü (sav) tek hâkim kılıp onlara itaat etmedir. Bunun haricinde kurtulan yoktur.

Yine birileri de çıkıp Selefilerin öncüsü İbn Teymiyye ya da Muhammed İbn Abdulvahap demişlerdir. Lakin bunlarda hata etmiştir. Elbette her ilim ehli gibi bu alimler ile müşterek olduğumuz veya ayrı olduğumuz görüşleri mevcuttur. Nitekim mutlak itaat Allaha ve Resulü as dır. Bunun dışında bizler ehli sünnet alimlerine körü körüne bağlanmayız.

عَن عُمَرَ بنِ الخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قال: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ:«لَا تُطْرُونِي كَمَا أَطْرَتِ النَّصَارَى ابْنَ مَرْيَمَ؛ فَإِنَّمَا أَنَا عَبْدُهُ، فَقُولُوا: عَبْدُ اللهِ وَرَسُولُهُ».

Ömer b. Hattâb -radıyallahu anh-‘dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi -sallallahu aleyhi ve sellem-‘in şöyle söylediğini işittim: «Hristiyanların Meryem oğlu İsa’yı yücelttikleri (ve aşırı derecede övdükleri) gibi siz de beni yüceltmeyiniz (ve övmek de aşırı gitmeyiniz). Ben ancak Allah’ın kuluyum. (Benim için) Allah’ın kulu ve Resulü deyiniz.»9

Düşünün ki Hristiyanları bu hale getiren şey onların Meryem oğlu İsa’yı aşırı yüceltip takdis etmeleriydi. Bununla beraber alimlerini de gereğinden fazla yüceltip sapkınlığa battılar.

اِتَّخَذُٓوا اَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَالْمَس۪يحَ

ابْنَ مَرْيَمَۚ وَمَٓا اُمِرُٓوا اِلَّا لِيَعْبُدُٓوا اِلٰهًا وَاحِدًاۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ

“Onlar Allah’ı bırakıp din bilginlerini, ruhbanlarını ve Meryem oğlu Mesih’i rabler edindiler. (Oysa) onlar yalnızca bir olan ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. (Allah) onların şirk koştuklarından münezzehtir.”

“(…) Adiy, Medine’ye geldi. O, Tay kavminin lideriydi. Boynunda gümüş bir haçla Resulullah’ın (sav) huzuruna girdi. Resulullah (sav) Tevbe Suresinin 31. ayetini okuyordu. Adiy, Peygamber’e (sav): ‘Onlar, din adamlarına ibadet etmediler ki!’ dedi. Resulullah (sav): ‘Evet, fakat din adamları, onlara helali haram, haramı helal kıldılar. Onlar da tabi oldular. Bu, onların, din adamlarına ibadetidir.’ buyurdu.”10

Bu sebeple bir kimse sadece din adamı, hacı, hoca, alim vesaire diye insanlar körü körüne ola tabi olarak kurtulamazlar. Burada herkesi her Müslümanın sorumluluğu vardır.

Yani Selefi Salih’in imamları öncüleri ashap, tabiin, tebei tabiin tüm Müslümanları sadece Allaha ve Resulüne itaate davet etmiş ve bu hususta menheci gelecek nesillere en güzel bir şekilde temsil etmişlerdir. Allah hepsinden razı olsun.

Selefiliğin Kurucusu

Selefiler ne alimlere düşmandır nede alimleri aynı geçmiş ümmetler gibi gereğinden fazla takdis etmezler. Sadece alimlerden Kuran sünnet ışığında istifade edip onları rahmetle anarak dua ederler.


  1. İbni Abidin Hâşiye 1/63, Resmul-Müfti 1/4, Şeyh Salih el-Fellâni İkaz’ul-Himem 62 ↩︎
  2. İbni Abdilberr el-İntika fi Fedaili’s-Selaseti’l-Eimmeti’l-Fukaha 145, İbnu’l-Kayyim İ’lamu’l-Muvakkıîn 2/309, İbni Abidin el-Bahru’r-Raik’in Haşiyesi 6/293, Resmu’l-Müfti 29, 32, Şarani el-Mizan 1/55, Abbas ed-Dûrî İbni Main’in Tarihinde 6/77/1 ↩︎
  3. İbni Abdilhadi İrsâdû’s-Salik 1/227, İbni Abdilberr el-Câmi 2/91, İbni Hazm Usulü’l-Ahkam 6/145, 179 ↩︎
  4. Bakara Suresi 165. Ayet ↩︎
  5. Allame Sıddık Hassan Han- el- Mukellelu s.195 ↩︎
  6. İ’lamu-l Muvakkiin 1, 51 ↩︎
  7. Fethul bari (13 / 290) ↩︎
  8. Nur Suresi 51. Ayet ↩︎
  9. Buhari Enbiya 48 ↩︎
  10. Tirmizi, 3095; İbni Ebi Hatim, 10057-10058 ↩︎

Soru Bölümü