Biz İslam’ın ne olduğunu anlatmadığımız, anlatamadığımız için İslam’ın ne olmadığını konuşur olduk. Sitemizde bulunan Selefilik Eşittir İbn Teymiyyecilik Midir, Selefiler ile Hariciler Arasındaki Fark ve Selefilik Zahirilik Midir gibi yazılarımızda da olduğu gibi fundamentalizm yani köktendincilik anlayışını açıklamaya çalışacağız. Başarı Allah’tandır.
İslami Yaşantıda Taklitsel Düşünce Ve Selefilik İnancında Fundamentalizm (Köktendincilik) Anlayışının Muvazenesi
Takribi 5. yüzyıldan sonra bidat ve bidat ehlinin ortaya çıkışı ile ifsat olmaya başlayan İslami bazı akımlar, mezhepsel yapıların fıkhi çözümlerini kendilerine bir noktada akide bellemişlerdir. Kendilerini verilen birçok fetvada içtihat esaslı bir yaklaşıma mukayyet kılmışlar ve bir noktada fıkhi bazı sorunların çözümünü bu taklidi yapı ile sarahate kavuşturmuşlardır. Zamanın ilerlemesi ve aksi fikirlerinde ortaya çıkması ile beraber bu yapı, partikülarist bir yapıya evrilmiştir. İçtihat ve fetva noktasında ki ihtilaflarda kendilerinin mezhebine uymayan kimseleri “cerh etme” yahut “bid’atçi” olarak ilan etme yoluna gitmişler, mezhebin görüşlerini delil olarak kabul edilen mealimlerin aksine esas olarak kabul etmişlerdir. Fıkhi konular hakkında birçok kitap telif etmişler ve mukaddem kitaplarının üzerine ise birçok şerhler kaleme almışlardır. [1]
Bu sorunların bir kısmının başlangıcını siyasi bazı olaylara bağlamak da pek mümkündür. Zira Şii düşüncenin ortaya çıkması ve bu düşüncenin argümantasyon sürecinin dönüşümünde siyasetin rolü pek fazladır. Aynı vakitte itikadi sapmalar ve nebevi metottan uzaklaşmanın ortaya çıkardığı siyasi bazı eğilimler, mezhepsel ve taklitsel düşüncenin alt yapısını oluşturmaktadır. Takribi olarak aynı vakitlerde kelâmî ekolün ortaya çıkışı, aklın kanaat çerçevesinde ifsada uğraması da farklı bir düşünceyi ortaya çıkarmıştır.
Yine farklı konuların ele alımında ve düşünce akımlarının farklılaşmasında hicaz ekolü ve Irak ekolü olarak taksim edilen, ıstılahta Hadis ehli ve Rey ehli diye adlandırılan biri hak diğeri ise yapısal bozukluğun bir ürünü olmak üzere içtihadi yapıya öncülük etmişlerdir. Hadis ehli denilen hayırlı kimselerin diğerleri tarafından dışlanmalarının en büyük ve öncül sebebi; kendilerince hadis ehli tarafından aklın muahhar kılınıp, ayet ve hadisin mukaddem kılınarak meseleler üzerinde tatminkâr fetva verilmesidir. Modern literatür tarifine göre teolojik tartışmalarda, itikadi mezheplerin doğmasına neden olan Eş’arilik ve Mutezile akımını da akıl ön planda olsa bile, taklitsel yapının bir ürünü olarak görmekte mümkündür. [2]
Zamanın bu yapılarına İslami bir perspektiften bakıldığında, “Hadis ehli” diye tesmiye edilen hayırlı güruhun yapısal olarak ortaya çıkması ve daha muhafazakâr bir tavır sergilemelerini yanlış karşılamak mümkün olmayacaktır. İşte tam burada “Selefilik” terimini görmekteyiz. Hayırlı ilk üç nesle tabi olan kimselerin inancını ve bu inancı esas olarak alan “Halef” diye tesmiye edilen kimseleri görmekteyiz. Bu ise bize, geniş bir yelpazeden bakıldığında konu hakkında detaylı bilgileri ön görmeyi sağlayacaktır.
Taklitsel yapının “Selefilik” yani “Kur’an ve Sünnet” düşüncesini esas alan kimseleri “fundamentalist” (köktendinci) olarak kabul etmeleri, aslen bu taklitsel yapının, menheci bozukluğu ile ilgili bir durumdur. Zira bir şey zıtlaştığı vakit, karşı yapıyı yahut düşünceyi zıt olarak görmek zorundadır. Çünkü iki farklı kutup mevcuttur. Ancak bu bilgi zaten malumun ilanıdır. Bunlardan hangisinin doğru olduğu ise bir noktada epistemolojik bir çözüm ile halledilmeye çalışılsa da görüldüğü kadar zor değildir. Zira İslam’ın kaynakları bağlılık noktasında sadece “Kuran ve sünnettir” demek zorundayız. Bu sebepten dolayı sorunu epistemolojik olarak göremeyiz. Çünkü bilginin kendisi ve kaynağı Kur’an ve sünnettir. [3] detaylı bilgi için ‘Selefilik’in Kuran ve Sünnete Olan Bağlılığı‘ adlı makalemizi inceleyiniz.
Selefilik Hakkında Fundamentalizm (Köktendicilik) Algısı

“Fundamentalizm” kavramı ilk olarak 20. yüzyılın başlarında ABD’deki Protestan hareketleri için kullanılmıştır. 1910-1915 yılları arasında yayımlanan “The Fundamentals” [4] adlı bir dizi kitap, Hristiyan inancının temel prensiplerini savunmaktaydı.
Modern düşünceye göre İslami yapılar içinde Selefilik düşüncesine “fundamentalizm” denmesi, 20. yüzyılın başlarında Batılı akademik ve siyasi literatürde ortaya çıkmıştır. Bu terimin Selefîlikle ilişkilendirilmesi, özellikle 1979 İran Devrimi, Sovyetlerin Afganistan’ı işgali (1979), Mısır’daki İslamcı hareketler ve El-Kaide gibi radikal grupların yükselişi gibi olaylardan sonra yaygınlaşmıştır. Tabi bu, mezkur düşünceye aykırı olarak kavramlaşan bir yapının sunumu olarak görülmektedir. Ancak el-Kaide vb. bazı yapıların ortaya çıkması ve aykırı fikirlere sahip olmaları, genel olarak “Selefilik” düşüncesini fundamentalizm olarak algılamaya yeterli olmayacaktır. Çünkü hakkında konuşulan konu tertemiz bilgilerin kırılmadan ve incitilmeden hem edebi hem de şer’i bir biçimde nesillere aktarılan bir konudur. Bu denli saf olan bir inancı bazı aykırı yapılar sebebi ile fundamentalizm olarak isimlendirmek çok yanlış olacaktır.
Konuya dönecek olursak 1970’ler ve 1980’lerde, Batılı akademisyenler ve medya, sözde Vahhabîlik ve Selefî hareketlerini fundamentalist akımlar olarak tanımlamaya başlamışladır. Bernard Lewis, John Esposito ve Gilles Kepel gibi İslam ile alakası olmayan akademisyenler, İslam dünyasındaki katı literalist[5] hareketleri “İslami fundamentalizm” olarak nitelendirmiştir. Soğuk Savaş sonrası dönemde (1990’lar ve sonrası), El-Kaide ve diğer radikal grupların ortaya çıkışıyla birlikte Selefîlik, genellikle radikal İslamcılıkla ilişkilendirilmeye başlanmıştır. Bunu John L. Esposito İslami hareketler ve Batı’nın fundamentalizm terimini nasıl kullandığını inceleyen “The Islamic Threat: Myth or Reality?” kitabında söylemiştir.
Ancak “Selefilik” teriminin bu denli incelenmesi ve bir “izm” altında zikredilmesi de doğrunun kavram karmaşasında görünmez hale geldiği bir durumdur. Siyasal radikalizm ile asla ilişkilendirilemeyecek olan Selefilik düşüncesi, aynı şekilde fundamentalizm terimi ile ve tanım noktasında şiddet yanlısı akımlar ile de asla tarif edilemez. Çünkü Selefilik, taklitsel yapıya sahip olan kimselerce de inanılması gereken ve kendisine dönülmesi gereken bir inanç sistemidir. Yapı bakımından İslam-Selefilik yakıştırması, yerinde ve kararında olacaktır. İşte bu sebepten dolayı bu algının kırılması ile birlikte, Selefilik inancının asli olarak İslam inancı olduğunu bilmek en önemlisi olacaktır.
Mezhep ve Taklit Düşüncesinin Kutuplaşma Sorunu
Sünni mezheplerin kutuplaşmaları fıkhi (hukuki) ve kısmi de olsa itikadi (inanç) farklılıklar temelinde şekillenmiştir. Daha da önemlisi bu kutuplaşmalar özellikle Abbasiler dönemi (M. 700- 1250) ve sonrasında daha da belirgin bir hale gelmiştir. [6] Bilindiği üzere fıkhî ayrılıklar olarak Hanefi, Maliki, Şafii ve Hanbeli mezhepleri itikat hususunda ayrışmazlığa düşmezlerken Maturidi ve Eş’ari mezhepleri diğer dört mezhepten ziyade itikadi konuda farklı ve Ehl-i Sünnet’in aksine bir inanca sahiplerdir. Bu kutuplaşmaların sebeplerini ise fıkhi yorum farklılıklarına bağlamak mümkündür. Zira Hanefi mezhebi kıyas ve rey menhecine önem verirken Maliki, Şafii ve Hanbeli mezhepleri daha çok Ayet ve Hadis esaslı naslara bağlı kalmışlardır.
Ancak itikadi farklılık huşunda Maturidilik aklı takdim ederken, kendilerine nispeten Eş’arilik nasları merkeze almışlardır. Özellikle Osmanlı döneminde yaşanan siyasi olaylar, Osmanlı-Safevi çatışmalarında Osmanlı itikadi noktada Maturidiliği, ameli noktada da Hanefi mezhebini benimsemesi, tüm bunlar ile beraber Safevilerin Şiilik mezhebini yaymaya çalışmaları siyasi ve dahi teolojik gerilimlere sebep olmuştur. Ancak her daim Ehl-i Sünnet varlığını göstermiş ve İslam’ın ilk yıllarında anlaşıldığı gibi yaşanmasına önem göstermişlerdir. Osmanlı da bunu savunan ve muhafaza eden kimseler ise Kadızadeler hareketi idi. Kendilerinin fundamentalist olarak sayılmalarını Kadızadeler ve Siyasiler çatışmasında görmekteyiz. Kadızadeler İslam’ın esaslarını savunurken Siyasiler daha çok tasavvufi noktada hizmet vermekteydiler. Aykırı görüşleri sebebi ile Siyasiler de Kadızadeleri fundamentalist olarak tesmiye ettiler. Tüm bunlar taklidi düşüncenin devamı olarak görüldü.
Bu denli mezheplerin ve kutuplaşmaların karşısında “Hadis Ehli” yani, Ayet ve hadisi esas olarak kabul edenlerin tutumu doğrudan asırlara örnek olarak bir tavır taşımaktaydı. Hadis ehli (ashabü’l-hadis), İslam tarihinde özellikle fıkhi ve kelami tartışmalarda naslara sıkı sıkıya bağlı kalmayı savunan bir grup olarak bilinmekteydi. Mezheplerin sistemleşmesi ve aralarındaki kutuplaşmalar karşısında genellikle mutedil bir çizgide durmayı tercih etmişlerdir. [7]
Hadis Ehlinin Bu Kutuplaşmalara Karşı Tutumu
Hadis ehli, özellikle Hanefi ve Maliki gibi mezheplerin kıyas, istihsan ve rey metotlarını aşırı kullanmalarına karşı çıkmıştır. Hadis Ehline göre:
- İçtihat ve kıyas yerine doğrudan sahih hadislere yönlenmelidir.
- Hz. Peygamber’in (s.a.v) sünneti birebir uygulanmalıdır.
Özellikle Ahmed bin Hanbel, bu konuda en katı tavır alanlardan biridir ve fıkhi mezhepler arasındaki aşırı yorum farklarını gereksiz görmüştür.
Kelami Mezheplerle (İtikadi Tartışmalarda) İlişkilerine gelince:
Hadis ehli, Eş’ari ve Maturidi gibi itikadi mezheplerin akılcı yöntemlerine sert eleştiriler yöneltmiştir.
- Kelam ilminin Allah’ın sıfatları ve kader gibi konuları felsefi metotlarla tartışmasını gereksiz görmüşlerdir.
- Nasları (Kur’an ve hadisleri) akıl yolu ile tevil etmeye karşı çıkmışlardır.
- Ehl-i Hadis’in bir kısmı, Mutezile ve diğer kelam ekollerini “dini tahrif etme” olarak değerlendirmişler ve bu konuda Kur’an ve Sünnet’in esaslarına bağlı kalmışlardır.
Özellikle Ahmed bin Hanbel, Mutezile’nin görüşlerine karşı direnen en önemli isimlerden biri olmuş ve Abbasiler döneminde Kur’an mahluktur saptırmasından dolayı “Mihne” olaylarına maruz kalmıştır.
Siyasi Olaylara Gelince:
Hadis ehli, genellikle siyasetten uzak durmaya çalışmış, ancak zaman zaman Abbasi ve Emevi yönetimlerine dini huşular sebebi ile muhalefet etmişlerdir. Örneğin:
- İmam Malik, Emeviler ve Abbasiler dönemindeki siyasi baskılara karşı hadisleri savunarak direnmiştir.
- İmam Buhari, Abbasiler tarafından bazı hadis kriterleri yüzünden baskı görmüştür.
- Ahmed bin Hanbel, Mihne sürecinde Kur’an’ın yaratılmış olup olmadığı tartışmasında büyük işkencelere maruz kalmıştır.
Hadis ehli, otoritenin belirlediği dini yorumlara bağlı kalmaktan kaçınmış ve sünneti doğrudan savunmayı tercih etmiştir.
Genel tutum
- Mezhep kutuplaşmalarında aşırılıktan kaçınmış, sünneti merkeze koymuşlardır.
- Fıkhi mezheplerin içtihatlarını gereksiz gördükleri için Hanefi ve Maliki ekollerine eleştirel yaklaşmışlardır.
- Kelami mezheplere (Eş’ari, Maturidi, Mutezile) karşı çıkmış ve akılcı tevil yöntemlerini reddetmişlerdir.
- Siyasi otoritelerle zaman zaman çatışmış, ama genelde emire itaat ile beraber tarafsız kalmayı amaçlamışlardır.
Hadis ehlinin en büyük hedefi, İslam’ın orijinal öğretilerini hadisler aracılığıyla korumak ve bid’atlerden uzak durmaktı. Bu yüzden “Selefiyye” gibi sonraki hareketlere de ilham kaynağı olmuşlardır. İşte tüm bunlar “Selefilik” düşüncesinin fundamentalizm olarak algılanmasına ve konu hakkında yanlış bilgi sahibi olunmasına sebep olmuştur. Halbuki en temiz bilgileri sunan ve insanları dinin aslına yönlendiren kimseler “Selefiler” diye tesmiye edilen kimselerdir.

Mezhepler Hususunda Ehli Hadis Ekolünün Tutumu
Hadis ehli, fıkhi mezheplerin içtihat metodolojisine karşı genellikle mesafeli durmuşlardır. Çünkü:
- Hanefî ve Mâlikî gibi mezheplerin kıyas ve istihsan gibi yöntemlerle hüküm çıkarmasını gereksiz ve tehlikeli görmüşlerdir. Hadis ehline göre, hüküm çıkarırken en önemli kaynak doğrudan hadisler olmalıdır.
- Fıkhi mezheplerin belirli bir imamın görüşüne bağlanmasını reddetmişlerdir. Bunun yerine doğrudan sahabe uygulamaları ve hadisler esas alınmalıdır.
Örneğin, İmam Ahmed bin Hanbel gibi birçok hadis ehli ve hadis alimleri kıyas ve re’y metoduna şiddetle karşı çıkmış ve fıkhi hükümlerde yalnızca hadislerin ve sahabe uygulamalarının bağlayıcı olduğunu vurgulamıştır.
Bu ve bunun gibi birçok örnek Hadis Ehlinin yani “Selefilik” düşüncesinin sair meselelerde anlaşıldığı gibi fundamentalist bir tutum sergilemediğini göstermektedir. Ancak bu, ibarenin nasıl anlaşıldığı ile ilgilidir. Eğer “Köktendincilik” tutumu, bireyin Kur’an ve Sünnete dini hususların tamamında bağlı kaldığını ve hükümler noktasında bağlayıcılığı sadece ikisinde görmesi “Köktendincilik” ise buna cevap “Evet!” olacaktır. Ancak bilindiği üzere muhalif kesimin kastı elbette bu değildir. Buna cevap vermek için şu konulara girilmek zorundadır:
Dini Hususlarda Fundamentalizm Örnekleri
1- Hariciler
Kur’an’ı ve sünneti katı bir şekilde yorumlamışlardır.
- “Büyük günah işleyen kişi kafir olur” anlayışıyla, günahkâr Müslümanları tekfir etmişlerdir.
- Siyasi otoriteyi (halifeyi) kendilerine göre yalnızca “adil ve takva sahibi” kişilerin yönetmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Buna örnek olarak da kendileri Ali’yi (r.a) Allah’ın hükümleri ile hükmetmediğini düşündükleri için tekfir etmişler kendisine suikast düzenlemişlerdir.
2- Zahirilik
Davud ez-Zahiri tarafından ön görülen bir itikadi yaklaşım olarak h.150’lerde ortaya çıkmış ve İbn Hazm gibi alimler tarafından da müdafaası yapılmıştır. Ancak bu anlayış fıkhi meseleler hususunda hadislerin “resmine” katı bir şekilde bağlı kalırken “İsim ve Sıfatlar” hususunda ise bunu akamete uğratmışlardır. Bu anlayış şu şekilde yorumlanmıştır:
- Herhangi bir fıkhi meselede hadisin ne anlama geldiğine bakılmaksızın lafzın kendisine bağlı kalınması ve kastın araştırılmaması
- Hadisin lafzına bağlı kalacak şekilde diğer hadisler ile cem’ edilerek tafsili lafzın kati bir biçimde kabul edilmesi
Daha ayrıntılı bilgi için Selefilik Zahirilik Midir? adlı makalemizi inceleyebilirsiniz.
3- İran Devrimi, Şiilik İnancı ve Vilayet-i Fakih
Ehli Sünnet’e düşmanlıkları ile bilinen, Ali’nin (r.a) vilayetini öne süren ve Ebu Bekir (r.h), Ömer (r.h) başta olmak üzere sair sahabelerin dinden irtidad ettiklerini iddia eden kimselerdir. Son dönemde ise sapıklıkları ile bilinen kişi yapmış olduğu devrim ile akıllara kazınan Humeyni ve sapık inancıdır. Modern tarih literatüründe şu şekilde izah edilir:
- İran’daki Şii İslam Devrimi, “Ayetullah Ruhullah Humeyni” tarafından başlatılan bir hareket olup, din ve devletin birleşmesi ilkesini benimsemiştir.
- Velâyet-i Fakih (Fakihin Hükümetliği) doktrini, Şii dinî liderlerin toplumda sadece dini otoriteler değil, aynı zamanda siyasi otoriteler olması gerektiğini savunur. Bu anlayış, İran’daki siyasi yapının temeli haline gelmiştir.
- İran İslam Cumhuriyeti’nin kuruluşu, dini kuralların hem toplum hayatını hem de devlet yönetimini belirlemesi gerektiği inancını yaymış ve bu doktrin dünya çapında Şii toplulukları üzerinde etkili olmuştur.
Şia inancı hakkında ayrıntılı bilgi için ‘Selefilik ve Şia‘ adlı makalemizi inceleyebilirsiniz.
4- Hizbullah (1980’ler – Günümüz, Lübnan)
- Hizbullah, Lübnan’da 1980’lerde İran’ın desteğiyle kurulan Şii militan bir grup olup, başlangıçta İran İslam Cumhuriyeti’nin ideolojisini benimsemiştir. Hizbullah hem askeri hem de siyasi bir yapı olarak, sözde Şii topluluklarının haklarını savunma amacıyla kurulmuştur. Sünni kesime yaptıkları zulüm ile dünyaya isimlerini duyurmuşlardır.
- Hizbullah’ın kurucuları, Velâyet-i Fakih doktrinini kabul etmiş ve bu doktrin çerçevesinde Şii İslam’ının siyasi gücünü güçlendirmeyi hedeflemişlerdir.
- Sadece Şiilik inancının kişiyi kurtaracağını ve aksi bir inanca sahip olan kimsenin ördürülmesini bir sevap olarak görmüşlerdir.
Buna örnek olarak Hizbullah’ın Lübnan’da ve Ortadoğu’da etkinliği: Hizbullah, Sünnilere karşı yaptıkları zulüm ve İran’ın ideolojik desteğiyle İslam’ın asli etkilerini reddetmiş, bölgedeki Şii topluluklarına dini ve siyasi liderlik sağlamıştır.
5- Yemen’deki Husiler (2000’ler – Günümüz)
- Husi hareketi, Yemen’in kuzeyinde yaşayan Zeydi Şii toplumu tarafından başlatılmış ve İran’ın desteklediği bir Şii fundamentalist harekettir.
- Husiler, başlangıçta Sünni yönetimle mücadele ederken, zamanla İran’a yakınlık göstererek, Şii İslam’ın egemenliğini kurmaya çalışmışlardır.
- Velâyet-i Fakih doktrini ve İran İslam Cumhuriyeti’nin politikaları, Husi hareketinin ideolojik temelleri olmuştur.
Bununla beraber Şeyh Mukbil b. Hadi el-Vadii’nin 1979 senesinde “Sa’da” bölgesinde tesis etmiş olduğu “Daru-l Hadis” merkezine 2011 senesinde bölge işgali ile başlayarak saldırı düzenlemişlerdir. Birçok sünni ve hadis ilmi ile meşgul olan genci katletmişlerdir. Yemen İç Savaşı (2015 – Günümüz): Husiler, Yemen’in başkenti Sana’yı ele geçirmiş ve İran’ın dini ve siyasi desteğiyle hükümetin kontrolünü ele geçirmeye çalışmışlardır. Bu hareket, Yemen’deki Sünni hükümetin karşısında, Şii temelli bir yönetim kurmaya yönelik radikal bir yol izlemiştir.
Bu örnekler, Şii fundamentalizminin hem dinsel hem de siyasi bir güç olarak nasıl şekillendiğini ve İran’ın etkisinin nasıl büyüdüğünü gösterir. Şii fundamentalizmi, özellikle Velâyet-i Fakih doktrini ve sözde İran İslam Cumhuriyeti’nin etkisi ile daha belirgin hale gelmiştir.
Kısa Cevap ve Sonuç
Bunların bilinmesinden sonra anlaşılan şudur ki: Selefilik inancı asla fundamentalist bir ilerleyiş olmamıştır. Sadece dinin Allah’tan ve Resulünden geldiği gibi anlaşılmasına ve bu dini en iyi yaşayan sahabelerin söz ve amellerine dikkat çekmişlerdir. Taklidi mezheplerin ortaya çıkması ile birlikte bunun ile ilgilenen hadis ehli varlıklarını daha da belirginleştirmiş ve onlara karşı hadis esaslı bir savunma mekanizması geliştirmişlerdir. Bu tutumlarını ise bazı muhalif kaynaklar tarafından kendilerinin “Fundamentalist” olarak algılamışlardır. Zira hukuki bir çok meselede kendilerine verecek cevaplarının olmamasından mütevellit, kendilerine karşı mücadeleyi bu şekilde meşrulaştırmışlardır.
Selefilik, fundamentalizm olarak adlandırılsa da, bu tanımın yanıltıcı olabileceğini belirtmek gereklidir. Selefilik ve fundamentalizm kavramının doğası birbirinden farklıdır, çünkü her iki kavram da farklı tarihi, dini ve toplumsal bağlamlardan beslenir.
Selefilik İnancının Fundamentalizmle Karşılaştırılmasında En Belirgin Farklardan Bazıları Şunlardır:
- Selefilik, İslam’ın ilk üç nesli (selef-i salih) yani Allah Resulü’nün (s.a.v.) arkadaşları, tabiin (sahabelerin öğrencileri) ve tebe-i tabiin (tabiinlerin öğrencileri) örnek alınarak, dini yaşam tarzının bu dönemdeki sadeliği ve doğruluğu üzerinden bir model geliştirilmesi gerektiğini savunan bir akımdır. Selefiler, İslam’ın ilk yıllarındaki temiz ve saf dini anlayışı yeniden ihya etmeyi hedeflerler.
- Fundamentalizm ise, daha çok dinî dogmaların sıkı bir şekilde savunulması, dinin katı ve geleneksel kurallarına geri dönüş çabasıdır. Ancak, fundamentalizm kavramı genellikle moderniteye karşı bir tepki olarak gelişmiştir. Selefilik, zamanla şekillenen bir dini akım olmasına rağmen, kendisi katı bir modern karşıtlığı değil, ilk yıllara dönmeye çalışma çabası olarak ele alınmalıdır.
Moderniteyle olan ilişkiye bakıldığı zaman da arada ki farklar ortaya çıkacaktır. Şöyle denilebilir:
- Selefilik, modernizme tamamen karşı olan bir hareket değildir. Dini anlayışlarını geliştirmek için modern araçlar (kitaplar, internet, medya) kullanmayı kabul eder ancak temelde, şeriat ve sahih dini bilgilerin modernleşmiş bir şekilde değil, ilk nesillerin uygulamalarına sadık kalınarak anlaşılması gerektiğini savunurlar.
- Fundamentalizm ise genellikle, modern dünyanın değişen değerleri, bilimsel ilerlemeleri ve kültürel dönüşümleri reddeder ve dini meseleleri daha katı, geleneksel ve bazen geri gider bir biçimde uygular. Bu, bir anlamda modern dünyanın dışlanması anlamına gelir. [8]
Bu kısa cevaptan sonra anlaşılan şudur ki: “Selefilik” hareketi ve “Fundamentalizm” birbirine asla karıştırılmamalıdır. Zira ikisi aslen ayrı kutuplarıdır.
[1] Ayrıntı için bkz. “Bid’at-ud Taassubi-l Mezhebi” (Mezhep taassubu bid’ati) Muhammed Eid Abbasi, el-Mektebetu-l İslamiyye baskısı, Amman/Ürdün
[2] Sosyolojik açıdan değerlendirmek için bkz. İbn Haldun “Mukaddime”, Şehristani “el-Milel ve-n Nihal”
[3] Bkz. Muhammed Nasiru-d Din el-Elbani “el-Hadis, Huccetu’n Bi Nefsihi Fi-l Akidet-i ve-l Ahkam” Mearif yayınları 2006
[4] “The Fundamentals: A Testimony to the Truth” (Hakikatin Şahitliği)
[5] “Bir metni yoruma kaçmadan aynen o metinde yazıldığı gibi algılama”
[6] Bkz. İbn Teymiyye “Minhacu-s Sünne” 1/200-300 (Madbaatu-s Selamiyye baskısı 1904), kısmen İmam Ahmed b. Hanbel “es-Sünne” s. 50-100 (İlmiyye baskısı 1995), Ebu Hasan el-Eş’ari “Makaletu-l İslamiyyin” s.100-150 (Türkiye yazma eserler kurumu başkanlığı baskısı 2009)
[7] Bkz. Bir önceki kaynaklar
[8] Bkz. Amr Abdulmun’im Selim “el-Menhecu-s Selefi, inde-ş Şeyh el-Elbani” (2006)













