Hamd, kullarını kendisine ibadetle mükellef kılan, farzları dinin direği, cemaatle eda edilen ibadetleri ise ümmetin birliğinin alameti kılan Allah’a mahsustur. Salât ve selâm; Cuma namazını ümmetine farz kılan, onu terk etmeyi büyük bir tehlike olarak haber veren ve bu hususta en açık beyanlarla bizlere yolu gösteren Nebî Muhammed (a.s.v)’e, âline ve ashabına olsun.
Cuma namazı, İslâm’ın şiarlarından biri olup yalnızca ferdî bir ibadet değil; aynı zamanda Müslümanların cemaat bilincini, ümmet olma vasfını ve dinî birlikteliğini temsil eden azîm bir farzdır. Kur’ân, Sünnet ve sahih icmâ ile sabit olan bu ibadet, tarih boyunca Müslüman toplumlarda hem dinî hem de sosyal bir merkez işlevi görmüştür.
Ne var ki son dönemlerde, özellikle Türkiye özelinde, Cuma namazının hükmü, sıhhati ve kimlerin arkasında eda edileceği meselesi etrafında ciddi ihtilaflar ve keskin söylemler ortaya çıkmıştır. Bu tartışmaların bir kısmı, tekfirci ve haricî eğilimli yaklaşımlar üzerinden şekillenmiş; bir kısmı ise tekfire varmamakla birlikte, yanlış fıkhî çıkarımlar, ideolojik tepkiler veya maslahat iddiaları sebebiyle Cuma namazının terk edilmesiyle sonuçlanmıştır.
Bu bağlamda, bazı kimseler devletin ve yöneticilerin durumunu gerekçe göstererek Cuma namazını geçersiz saymış; bazıları imamın konumunu ve bağlılığını ibadetin sıhhatine engel kabul etmiş; bazıları ise hutbelerin muhtevası veya mevcut siyasî ortamı gerekçe göstererek bu farzı terk etmeyi meşru görmüştür. Böylece farz bir ibadet, fıkhî sınırların ötesine taşınarak siyasi ve ideolojik bir tartışma alanına dönüştürülmüştür.
Hâlbuki Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in hassaten Selefilerin bu meseledeki tavrı açık, köklü ve tarih boyunca süreklilik arz eden bir tavırdır. Selef-i Salihin, yöneticilerin zulmüne, imamların fıskına veya dönemin siyasî karmaşasına rağmen Cuma ve cemaat namazlarını terk etmemiş; bilakis bu ibadetleri fitneden korunmanın, ümmetin dağılmamasının ve dinin muhafazasının bir vesilesi olarak görmüştür. Onlar, ibadetlerin sıhhatini şahısların günahlarıyla değil, şer’i şartların varlığıyla değerlendirmişlerdir.
Türkiye’de Cuma Namazı Tartışmaları ve Selefilerin Tavrı
Bu risalede hedeflenen; Cuma namazı etrafında oluşan bu güncel tartışmaları tekfir, bid‘at ve meşru ihtilaf çizgileri çerçevesinde ele almak; meseleyi ne duygusal tepkilerle ne de siyasî saiklerle değil, Kur’ân, Sünnet ve Selef ulemasının usulü ile değerlendirmektir. Amaç farz bir ibadetin ideolojik, siyasi yorumlarla zedelenmesine karşı selefilerin ölçüsünü ortaya koyup harici zihniyetten farkını ortaya koymaktır. Allah Teâlâ’dan niyazımız odur ki; bizleri hakkı hak olarak görüp ona tabi olan, bâtılı bâtıl olarak görüp ondan sakınan kullarından eylesin; Cuma ve cemaat ibadetleriyle kalplerimizi birleştirsin ve bizleri Selef-i Salihinin yolundan ayırmasın.
1. Bölüm: Cuma Namazının Şer’i Konumu ve Dindeki Yeri
Cuma namazının farziyeti:
Cuma namazı, İslâm’da erkek, hür, mukim ve özrü olmayan her Müslümana farz-ı ayn olarak emredilmiş bir ibadettir. Bu hususta Kur’ân, Sünnet ve icmâ arasında ihtilaf yoktur.
Allah Teâlâ buyurur:
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا نُودِيَ لِلصَّلَاةِ مِنْ يَوْمِ الْجُمُعَةِ فَاسْعَوْا إِلَىٰ ذِكْرِ اللَّهِ وَذَرُوا الْبَيْعَ
“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın.” (Cuma 62/9)
Ayet emir sığası ile gelmiştir. Emirde de asıl olan vucubiyettir.
Alışveriş gibi helâl bir fiilin terk edilmesi istenmiştir. Bu, Cuma namazının kesin bir farz olduğuna delildir.
Sünnette Cuma Namazının Konumu:
Resulullah (a.s.v) cuma namazının terkini şiddetle uyarmış, onu hafife alanları kalplerinin mühürlenmesiyle tehdit etmiştir.
Resulullah şöyle buyurdu: “Bir takım insanlar ya Cuma namazlarını terk etmeyi bırakırlar ya da Allah onların kalplerini mühürler; sonra da gafillerden olurlar.”1
Yine şöyle buyurdu: “Kim özürsüz olarak üç Cuma’yı terk ederse, Allah onun kalbini mühürler.2“
Cuma’yı terk etmek büyük günah kapsamındadır. Kalbin mühürlenmesi tehdidi ki kalp ifsat oldu mu beden de ifsat olur.
Temim Ed-Dari (r.a)’dan rivayete göre Allah Rasulu (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Cuma namazı, kadın, çocuk, hasta, köle ve yolcu dışında herkese farzdır!”3
İlim Ehlinin Bu Konuda Ki Sözleri:
İbn Abdilberr el-İstizkâr adlı eserinde şöyle demiştir: “Ümmetin âlimleri şu hususta icmâ etmişlerdir: Cuma namazı; hür, bulûğa ermiş, erkek olup, güneşin zevâl vaktine bir şehirde (yerleşim yerinde) ulaşan, o şehrin halkından sayılan ve yolcu olmayan herkes üzerine farzdır.”
İbn Kudâme ‘el-Muğnî’ adlı eserinde şöyle demiştir: “Cuma namazının farz oluşunun aslı; Kitap (Kur’ân), Sünnet ve icmâdır… Müslümanlar, Cuma namazının vacip (farz) olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.”
Cuma Namazının İslâm’ın Şiarlarından Oluşu
Cuma namazı, ferdî bir ibadet olmanın ötesinde, İslam toplumunun açık şiarıdır. Şehirlerde Cuma’nın ikame edilmesi, İslâm’ın zahirî varlığının göstergesi kabul edilmiştir.
İmam İbn Teymiyye (r.h) der ki: “Cuma namazı ve bayram namazları, İslâm’ın en büyük şiarlarındandır. Bunları terk etmek bid‘at ve sapmadır.”4
İmam İbn Kayyim: “Cuma namazı, Müslümanların haftalık toplanma günü olup, İslâm’ın izzetinin ve birliğinin sembolüdür.”5
Cuma Namazının Terkine Selef’in Bakışı
Selef-i Sâlihîn, Cuma namazını terk etmeyi basit bir amel eksikliği değil, tehlikeli bir sapma olarak değerlendirmiştir.
İmam Ahmed b. Hanbel (r.h): “Cuma namazını terk eden kimse bidat ehlidir; onun sözü dinlenmez.“6
İmam el-Berbehârî (r.h): “Her kim, mazereti olmaksızın mescidde Cuma namazını ve cemaatle namazı terk ederse, o bid‘at ehlidir. Mazeret ise; mescide çıkmaya gücü olmayan bir hastalık yahut zalim bir sultandan korku gibi durumlardır. Bunların dışında kalan şeyler mazeret sayılmaz.”7
Hülasa Cuma namazı farzı ayndır. Kuran, sünnet ve selefin icması buna delildir. İslam’ın açık şiarlarındandır. Ve yine selefe göre cumayı ve cemaati terk etmek heva ehli bidat sahiplerinindir.
2. Bölüm: Cuma Namazının Sıhhat Şartları ve İmam Meselesi
Cuma namazında asıl ölçü Kuran ve sünnet ile sabit olan şeylerdir. Bunlar dışında delilsiz, kendi düşünce, duygu ve ideolojisiyle belirlenecek şey değildir. Delilsiz şartlar bağlayıcı değildir. Kuran ve sünnet dışında ki tüm şartlar reddedilir. Cuma namazı bu yönüyle diğer namazlardan ayrı bir keyfiyete sahip değildir.
Cuma Namazının Sıhhat Şartlarının Genel Çerçevesi
Fukaha, Cuma namazının sahih olması için birtakım şartlar zikretmiştir. Bu şartlar, ibadetin aslını korumaya yöneliktir, şahısların ahlâkî durumlarını merkeze almaz.
İttifakla kabul edilen temel şartlar:
- Vaktin girmiş olması
- Cemaatle eda edilmesi
- Hutbenin okunması
Burada önemli kaide Cuma’nın sıhhat şartı ile imam olan kişilerin günahları birbirinden ayrıdır.
Bazı kimseler halife (yönetici) olmadan Cuma namazının kılınamayacağını iddia etmektedir. Ancak bu şart ne Kuranda ne sünnette ne de sahabede bulunmamaktadır. Bilakis Osman (r.a) muhasara altında olmasına rağmen ve Cuma namazını fitnecilerin kıldırmasına rağmen insanları Cuma namazını kılmaya teşvik etmiştir.
Ayrıca dört mezhebin üçü de (İmam Şafi, İmam Malik ve İmam Ahmed b. Hambel) böyle olduğunu söylemiştir. Bunlar dışında bazı alimler namazın sıhhati için değil, faziletine dönük bazı şartlar zikretmiştir.
İmamın Fıskı Cemaatin Namazını Bozar mı?
Bu mesele, Cuma tartışmalarının merkezinde yer alır. Selef ’in cevabı nettir: İmamın fıskı, günahı cemaatin namazını bozmaz.
Resulullah (a.s.v) şöyle buyurmuştur:
عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ: أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «يُصَلُّونَ لَكُمْ، فَإِنْ أَصَابُوا فَلَكُمْ، وَإِنْ أَخْطَئُوا [ص:141] فَلَكُمْ وَعَلَيْهِمْ»
“Onlar size namaz kıldırırlar; doğru yaparlarsa sevabı size ve onlara, yanlış yaparlarsa size sevap, hata onlara aittir.”8
İmam Buharî (rahimehullah), hadisi özellikle “Fitneye kapılan ve bid‘at ehlinin imamlığı” başlığı altında zikretmiştir. Bu bilinçli başlıklandırma, onun Selef imamlarının yolu üzere, imamın hatası sebebiyle cemaatin ibadetinin geçersiz sayılmayacağını benimsediğini açıkça göstermektedir. Böylece imamın günahı ile cemaatin sorumluluğunu birbirinden ayırmıştır. Bu günah, bidat sebebiyle onun arkasında namazın terk edilmeyeceğini açıkça göstermektedir.
Görüldüğü gibi imamın hataları, günahı kendisi ile alakalı olan bir husustur. İmamın hatası, cemaatin namazını iptal etmez. Sorumluluk imama aittir, cemaate değil.
Sahabenin Fasık ve Zalim İmamlar Arkasında Namaz Kılması
Abdullah b. Ömer (r.a): Haccâc b. Yusuf gibi zalim birinin arkasında namaz kılmıştır.
İbn Teymiyye bu hususta şöyle der: “Sahabe ve tâbiîn, zalim yöneticilerin arkasında Cuma ve bayram namazlarını kılmışlardır. Kim bunu terk ederse bidat ehli olur.”9
İmam Ebu Cafer et-Tahavi (r.h), meşhur Akidesinde şöyle demiştir: “Ehli-i kıbleden olan herkesin ister Sâlih ister Facir olsun arkasında namaz kılınmasını doğru görürüz; ayrıca onlardan ölen herkes için (cenaze namazı kılınmasını da doğru görürüz).”
Haccac zalimliğiyle meşhur olmasına rağmen Sahabeden İbn Ömer (r.a) onun arkasında Cuma ve cemaat namazı kılmıştır.
Bu cemaatin korunması, fitneden kaçınma, tekfir ve isyan kapısını kapatma anlayışının canlı bir Selef uygulamasıdır. Dolayısıyla buradan imamları tekfir etmeden ama güya ‘imanımızı muhafaza etmek istiyoruz’ deyip Cuma namazına ve diğer cemaatle namaz kılmaktan çekinen kişilerinde doğru yolda olmadıkları, aslında yaptıkları bu amel ile şeytanın sağdan yaklaşmasına kapıldıklarını görmekteyiz. Onlara şunu sorarız ‘siz mi daha takvalısınız sahabeler mi?’. Eğer ‘biz’ derlerse sorunları daha büyüktür. Eğer ‘sahabe’ derlerse o zaman onlara tabi olun ve cemaatle namazı Müslümanlarla kılın deriz.
Bu konu muasır büyük selefi alimlerinden Şeyh B. Baz (r.h) şöyle nasihat etmektedir: “Allah bize de sana da rahmet etsin; şunu bil ki: İmamların ittifakıyla, kendisi hakkında bidat veya Fıskı bilinmeyen bir kimsenin arkasında namaz kılmak caizdir.
Cemaate uymanın şartlarından biri, imamın itikadını bilmek ya da onu imtihan edip ‘Neye inanıyorsun?’ diye sormak değildir. Bilakis, hali gizli (mestur) olan kimsenin arkasında namaz kılınır. Hatta, bidatine çağıran bir bidat ehlinin veya fıskı açıkça bilinen bir fasığın arkasında namaz kılmak da caizdir. Buna Cuma, bayram namazları, Arafat’taki hac namazları ve benzeri durumlar dahildir. Böyle hallerde cemaat, Selef ve Halef âlimlerinin çoğunluğuna göre onun arkasında namaz kılar.
Fasık imamın arkasında Cuma ve cemaat namazını terk eden kimse, âlimlerin çoğuna göre bid‘atçıdır.
Doğru olan görüş şudur ki: O namazı kılar ve iade etmez. Zira sahabe (r.a), fasık yöneticilerin arkasında Cuma ve cemaat namazlarını kılarlar ve iade etmezlerdi. Nitekim Abdullah b. Ömer (r.a) Haccac b. Yusuf’un arkasında namaz kılardı; Enes b. Mâlik (r.a) de öyleydi.
Yine Abdullah b. Mesut (r.a) ve başkaları, Velid b. Ukbe b. Ebî Mu‘ayt’ın arkasında namaz kılmışlardır. O, içki içerdi. Hatta bir defasında onlara sabah namazını dört rekât kıldırmış, sonra da: “Biraz daha artırayım mı?” demişti. Bunun üzerine İbn Mesud şöyle demiştir: Bugün seninle birlikte olduğumuzdan beri zaten artırma içindeyiz
Sahih kaynaklarda sabittir ki, Osman (r.a) kuşatıldığında, halkı namazda başka biri kıldırdı. Bunun üzerine bir adam Osman’a: “Sen genel imamısın; fakat namaz kıldıran bu kişi bir fitne imamıdır” dedi. Osman (رضي الله عنه) şöyle cevap verdi:
“Ey kardeşimin oğlu! Namaz, insanların yaptığı en güzel işlerden biridir. İnsanlar güzel yaparlarsa sen de onlarla birlikte güzel yap; kötü yaparlarsa onların kötülüğünden uzak dur.” Fasık ve bidat ehlinin namazı, kendi başına geçerlidir. Dolayısıyla cemaat, onun arkasında namaz kıldığında namazı bozulmaz”10
Allah Şeyh’e merhamet etsin işte selef ve selefiler. Günümüzde kendisini selefe nispet edip aslında harici olanların durumu daha net ortaya çıkmaktadır.
Hulasa; Cuma’nın sıhhat şartları bellidir imamın fıskı namazı bozmaz. Sahabe ve Selef, zalim imam arkasında Cuma’yı terk etmemiştir. İmam üzerinden Cuma’yı terk etmek bidat ve fitnedir.
3. Bölüm: Selef-i Salihinin Zalim Yönetici ve Fasık İmam Altındaki Uygulaması
Selef-i Salihin, ibadetlerin sıhhati ile yöneticilerin zulmü veya imamların fıskı arasında net bir ayrım yapmıştır. Onlara göre:
Zulüm → zulümdür
Günah → günahtır
Ancak bunlar farz ibadetleri düşürmez. Bu yaklaşım, fitneyi önleme, ümmetin dağılmasını engelleme ve şeriatın muhafazası esasına dayanır.
İşte üçüncü Halife, cennetle müjdelenmiş, haya ve edep örneği Osman (r.a)’ın cemaate bakışı:
عَنْ عُبَيْدِ اللَّهِ ، أَنَّهُ دَخَلَ عَلَى عُثْمَانَ بْنِ عَفَّانَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، – وَهُوَ مَحْصُورٌ – فَقَالَ: إِنَّكَ إِمَامُ عَامَّةٍ، وَنَزَلَ بِكَ مَا نَرَى، وَيُصَلِّي لَنَا إِمَامُ فِتْنَةٍ، وَنَتَحَرَّجُ؟ فَقَالَ: «الصَّلاَةُ أَحْسَنُ مَا يَعْمَلُ النَّاسُ، فَإِذَا أَحْسَنَ النَّاسُ، فَأَحْسِنْ مَعَهُمْ، وَإِذَا أَسَاءُوا فَاجْتَنِبْ إِسَاءَتَهُمْ»
Ubeydullah (r.a)’dan, evinde muhasara edilmiş hâlde bulunan Usmân ibn Affan’ın yanına girdi de: Sen umumun İmamısın, başına şu görmekte olduğun işler geldi. Bize bir fitne imamı namaz kıldırıyor. Biz bundan kaçınıyoruz; ne buyurursun? dedi. Halife Usmân: Namaz, insanların yapacağı işlerin en iyisidir. İnsanlar İyi bir şey yaparlarsa, sen de onlarla beraber onu yap; fena bir şey yaparlarsa sen onların fenalıklarından sakın, dedi.11
Din, hisle değil; vahiy ve Selefin yolu ile korunur. Osman b. Affan (r.a) kuşatma altındayken bile Cuma’yı terk etmeyi emretmedi. Çünkü Cuma’nın terk edilmesi, zalime zarar değil, ümmete darbedir.

Bu Noktada Hasan El-Basri’nin Yaklaşımı:
وَقَالَ الحَسَنُ: «صَلِّ وَعَلَيْهِ بِدْعَتُهُ»
Hasen El-Basrî: “Sen bidatçi imamın arkasında namaz kıl, bidatinin günahı onun boynunadır.” Bu nakli İmam Buhari sahihin şu bab başlığı altında yapmaktadır:
بَابُ إِمَامَةِ المَفْتُونِ وَالمُبْتَدِعِ
‘Fitneye giren ve Bidat Ehlinin İmamlığı Babı’. Dolayısıyla buradan da İmam Buhari’nin görüşünün de bu şekilde olduğu ortaya çıkmıştır.
İmam Ahmed’in Fitne Karşısındaki Tavrı: İmam Ahmed b. Hanbel (r.h), Mihne döneminde ağır baskılara maruz kalmasına rağmen Cuma ve cemaatten ayrılmamıştır, yöneticilere karşı silahlı isyanı reddetmiştir.
İmam Ahmed der ki: “Fitne zamanında Cuma ve cemaatten ayrılmak bid‘attır.” (Usûlü’s-Sünne)
Haricilerin İşlerine Geldiğinde İstismar Ettiği İbni Teymiyye (r.h)’ın bu konu Hakkında Ki Görüşü:
İbn Teymiyye (r.h): “Zalim yöneticiler sebebiyle Cuma ve cemaatin terk edilmesi, Haricîlerin bid‘atidir.”12
Hülasa: Sahabe, zalim yöneticiler döneminde Cuma’yı terk etmemiştir. Tâbiîn ve Selef uleması bu uygulamayı sürdürmüştür. Cuma’yı terk etmek Selefe göre fitne ve bidattir. Zulümle mücadele, farzları terk ederek değil, sabır ve ilimle olur.
4. Bölüm: Tekfirci ve Haricî Yaklaşımların Cuma Namazına Bakışı
Harici zihniyetin genel özelliklerinden bir tanesi ümmeti bölmek, var olan gücünü parçalamak olmuştur. Sahabe döneminden günümüze kadar bunu rahatlıkla görebilirsiniz.
Bu menhecle hareket eden bir topluluğun Cuma namazına bakışı da bu minvalde olacaktır.
Günümüzde bazı tekfirci ve Haricî eğilimli kimselerin “Türkiye’de Cuma namazı kılınmaz“, “küfür beldesinde Cuma sahih değildir“, “devlet/halife yoksa Cuma olmaz” şeklindeki iddialarda bulunmuşlardır.
Bu söylemler, zahirde dindarlık iddiası taşısa da neticede: Müslümanları cemaatten koparmakta, farz bir ibadeti terk etmeye sevk etmekte, fitne ve ayrışmaya kapı aralamaktadır.
Bu Konuda İbni Teymiyye (r.h) şöyle demiştir: “Haricîler, bidatları sebebiyle Müslümanları tekfir etmiş, cemaatten ayrılmış ve ümmeti parçalamıştır.”13
Tekfirci Söylemde Cuma Namazının İptal Gerekçeleri
- “Devlet küfürle hükmediyor” iddiası
- “İmam tağuta hizmet ediyor” söylemi
- “Cuma ancak İslâm devletiyle olur” iddiası
- “Bu camiler küfür kurumlarıdır” yaklaşımı
Bu öne sundukları gerekçelerin hiçbiri Cuma’yı farz kılan Allah (a.c) tarafından teşri kılınmamıştır. Cuma namazı bir ibadettir, ibadetin şartlarını da belirleyen Allah’tır. Dolayısıyla insanları bir delil olmadan Cuma namazından men eden kimse tağutluk yapmaktadır.
Yukarıda detaylı olarak selefin bu noktada ki menheci açıklanmıştır. Yönetici, yönetimi ne olursa olsun bir Müslüman Cuma namazını her halükârda kılması gerekir.
Harici Zihniyetin Bir Şüphesi: ‘Allah Resulu (a.s.v) Mekke’de Cuma namazı emredilmesine rağmen bu ibadeti Mekke’de eda etmemiştir. Medine’de kılmıştır. Dolayısıyla küfür beldesinde, yönetici olmadığı zaman, yönetim olmadan namaz kılınmaz’ demektedirler.
‘Öncelikle Cuma namazı Mekke’de farz kılınmıştır’ sözü delile ihtiyaç duyan bir sözdür. Cuma namazı Mekke’de farz kılınan bir ibadet değildir bilakis Medine’de farz kılınmış bir ibadettir. Cuma suresinde Cuma’nın farz kılınması ve bu konu hakkında ki tefsir sadedinde gelen rivayetlere bakabilirsiniz.
Biz sadece bir rivayetle iktifa edeceğiz muradımızın beyanı için: Abd b. Hümeyd, Tefsir’inde şu rivayeti nakletmiştir:
Abdürrezzâk → Ma‘mer → Eyyub → İbn Sîrîn yoluyla şöyle demiştir: “Resulullah (a.s.v) Medine’ye gelmeden ve Cuma namazı farz kılınmadan önce Medine halkı Cuma namazı kıldılar. Cuma gününe ‘Cuma’ adını verenler de onlardı.
Ensar şöyle dedi: ‘Yahudilerin her yedi günde bir toplandıkları bir günleri var; Hristiyanların da aynı şekilde bir günü var. Gelin biz de bir gün belirleyelim; o gün Allah’ı analım, namaz kılalım ve şükredelim.’
Sonra dediler ki: ‘Cumartesi Yahudilerindir, Pazar Hristiyanlarındır; öyleyse onu “Yevmü’l-‘Arûbe” yapalım.'(Cuma gününe o zamanlar ‘Arûbe günü’ deniliyordu.)
Bunun üzerine Es‘ad b. Zürâre (r.a)’nin yanına toplandılar. O gün onlara iki rekat namaz kıldırdı, onlara nasihatte bulundu ve azlıkları sebebiyle kendilerine bir koyun kesti; ondan öğle ve akşam yediler. O güne, toplanmalarından dolayı ‘Cuma günü‘ adını verdiler.
Daha sonra Allah Teâlâ şu ayeti indirdi:
“Cuma gününde namaz için çağrıldığınızda…’ Yani Allah bu namazı onlara farz kıldı.”
Hâfız el-Alâî der ki: “Her ne kadar bu rivayet Mürsel bir hadis olsa da, isnadı sahih olup Mürsellerin en güzellerindendir.”
Ayrıca bu rivayeti, Ka‘b b. Mâlik (r.a)’dan sahih olarak gelen şu haber de desteklemektedir:
Ka‘b b. Mâlik, Cuma için ezanı her işittiğinde Ebû Umâme Es‘ad b. Zürâre (r.a)’ya rahmet okurdu. Oğlu ona bunun sebebini sorunca şöyle dedi: “Ey oğlum! Bize Cuma namazını ilk kıldıran odur.”
Görüldüğü gibi Cuma namazı Mekke’de değil Medine’de farz kılınmıştır.
Faraza Mekke’de farz kılındığını düşünsek bile, Mekke’de Müslümanlar zulüm ve baskı altındaydı cuma için toplanma bir kenara ferdi olarak dahi ibadetlerin yapılması mümkün değildi ki bundan dolayı oradan hicret etmişlerdir.
İmam Kurtubi der ki: “Cuma, izhar ve cemaat ister. Mekke’de buna güç yetirilemezdi.”14
Medine’de kılınması ise doğrudur ama bu hüccet kendi aleyhlerinedir. Çünkü Medine’de şeri bir devlet yoktur, halife yoktu ayrıca Yahudiler bulunuyor ve bazı mahkeme işlerinde söz sahibiydiler; fakat bu durum Allah Resulü (a.s.v) için cuma namazını ikame etmeye hiçbir engel teşkil etmemiştir.
Allah Resulü (a.s.v) şöyle dememiştir ‘önce şu tağutları yok edelim, devleti kuralım, şeri mahkemeleri tesis edelim sonra Cuma namazı kılarız’ dememiştir.
Selef Ulemasının Tekfirci Yaklaşıma Açık Reddiyesi
Selef uleması, Cuma’yı terk eden bu anlayışı bidat ve sapma olarak nitelemiştir.
İbn Teymiyye (r.h): “Cuma ve bayram namazını terk edenler, Haricîlerin bidatini ihya etmektedir.”15
İmam el-Berbehârî (r.h): “Cuma ve cemaatten ayrılan kimse bid‘at ehlinin yolundadır.”16
Hülasa: Günümüzde ki bu söylemler harici zihniyet kaynaklıdır. Cuma’nın sıhhat şartlarında, tekfircilerin hevalarından saymış oldukları başlıklar yoktur Selefiler cumayı terk etmez, bidatlerle mücadele eder.
5. Bölüm: Tekfir Etmeden Cuma Namazını Terk Eden Görüşler
Bu bölümde ele alacağımız kişiler açıktan imamı, cemaati, camiye giden kimseleri tekfir etmezler ancak bazı yanlış içtihatlardan, aşırı ihtiyattan, imanlarına zarar vereceğini düşünerek duygusal bir tepkiden dolayı Cuma namazını terk etmektedirler veyahut Müslüman cemaatten uzaklaşıp üç beş kişi toplanıp kılmaktadırlar.
Bunlar İmamın devlet memuru olmasını, hutbelerin merkezden yazılmasını, bazı siyasi konulara değinilmesi veyahut değinilmemesini devamlı konuşurlar.
Bu kişilerde harici zihniyetinden etkilenmiş, selefin yolunda bu noktada ayrılmış ancak tekfirci olmayan kimselerdir.
Bunların yanlış içtihat olduğunu önce ki başlıklarda anlattık. Cumanın şartlarında bu gibi konular hiçbir zaman gündeme gelmemiştir.
Bir imam devlet tarafından atanmış olabilir ama bu o imamın kafir olmasını gerektirmez, akidesinin veyahut arkasında namaz kılınıp kılınmayacağını etkilemez.
İmam Nevevî (r.h): “İmamın zalim bir yönetici tarafından tayin edilmiş olması, namazın sıhhatine zarar vermez.”17
İmanımız zayi olur düşüncesi ise; İmanı zayi edecek şeyler masiyetlerdir. Kişi masiyet işledikçe imanı zayi olur. Dolayısıyla cumaya gitmemek imanı zayi eden bir husustur. Hutbenin kötü olması, resmi olması vb cumanın şartlarını bahane ederek cumayı terk etmek imanı zayi eden en tehlikeli durumdur. Çünkü şeytanın sağdan yaklaşması söz konusudur.
“Masiyet, itaati düşürmez; zulüm, farzı iptal etmez.”
İmanını düşünen kimseye şu hadisi şerif iktifa eder:
Rasulullah (a.s.v) şöyle buyurdu: “Ümmetimden iki taife helak olurlar! Ehli kitap ve ehli liben! Ehli kitap; Allah’ın Kitabını Allah’ın indirdiğinden başkasıyla tevil ederek, Müslümanların alimleriyle mücadele edeceklerdir! Ehli liben ise, Cuma ve cemaatleri terk edecekler ve bedevileşeceklerdir!“18
Düşünen bir kişi içinde İbni Teymiyye’nin (r.h) bu sözü ne güzeldir: “Cuma namazı, mutlak adalet veya tam şer’i yönetim şartına bağlanmamıştır.“19
Dolaysıyla yönetim tağut, zalim vb söylemler hevadan, duygusallıktan söylenmiş sözlerdir.
6. Bölüm: Cuma Namazını Terk Etmenin Hükmü ve Sonuçları
Hadislerde Cuma’yı terk edenlere yönelik şiddetli uyarılar:
“Birtakım insanlar ya Cuma namazlarını terk etmeyi bırakırlar ya da Allah onların kalplerini mühürler.”20
İmam İbn Abdilberr (r.h): “Cuma namazının farziyyetini inkâr eden kimse kâfir olur; kabul edip terk eden ise büyük günah işlemiştir.”21
Selef’e Göre Cuma’yı Terk Etmenin Alametleri
İmam el-Berbehârî (r.h): “Bir kimsenin Cuma ve cemaatten geri durduğunu görürsen, bil ki onda bidat vardır.”22
Öğle Kılmak Yeterlidir” İddiasının Tahlili
Bazı kimseler, Cuma’yı terk edip onun yerine öğle namazı kılmayı yeterli görürler bu yaklaşım Selef’e göre yanlıştır.
İbn Teymiyye (r.h): “Cuma farz olduğu hâlde onu terk edip öğle kılan kimse, emredileni terk etmiş olur.”23
Öğle, Cuma’nın bedeli değil, sadece özür hâlinde alternatiftir.
Nasihat:
Sonuç olarak Cuma namazı ümmetin birlik şiarıdır; farz bir ibadettir ve siyasî veya duygusal gerekçelerle terk edilemez.
Selef-i Salihin; zalim, fitneci ve bidatçi yönetimlerde dahi Cuma’yı terk etmemiş, imamın günahını ibadete yüklememiş ve fitneye kapı aralamamıştır.
Doğru tavır; farzları korumak, hataları ıslah etmek ve cemaatten ayrılmamaktır. İmanımızı koruyacak olan tavırda budur.
Allah Teâlâ’dan niyazımız; bizleri Cuma ve cemaat ehli kılsın, kalplerimizi birleştirsin ve Selef-i Sâlihîn’in yolundan ayırmasın.

- Müslim, Cuma 40 ↩︎
- Ebû Davud, Salât: 215; Tirmizi, Cuma: 7 – sahih ↩︎
- Taberani el- Mucemu’l Kebir:1257] [El- Elbani: Sahih] ↩︎
- Mecmû‘u’l-Fetâvâ, 23/161 ↩︎
- Zâdü’l-Me‘âd, 1/377 ↩︎
- Uslu’su-Sünne ↩︎
- Şerhu’s-Sünne ↩︎
- Buharî, Ezan: 68 ↩︎
- Mecmûu’l-Fetâvâ, 23/351 ↩︎
- Binbaz.org ↩︎
- Buhari 695 ↩︎
- Mecmû‘u’l-Fetâvâ, 7/284 ↩︎
- Mecmû ‘u’l-Fetâvâ, 7/284 ↩︎
- Tefsir Kurtubî, 18/100 ↩︎
- Mecmû‘u’l-Fetâvâ, 23/161 ↩︎
- Şerhu’s-Sünne ↩︎
- Şerhu Sahîh-i Müslim ↩︎
- Taberani 17/297, Hakim 2/374, Ahmed bin Hanbel Müsned 4/155, Ebu Ya’la 1746, Mecmau’z-Zevaid 2/194, Maksadu’l-Ali 372, Buhari Halku Ef’ali’l-İbad 615, Herevi Zemmu’l-Kelam 2/28, Albânî Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha 2778 ↩︎
- Mecmû‘u’l-Fetâvâ, 24/184 ↩︎
- Müslim, Cum‘a: 40 ↩︎
- et-Temhîd, 16/238 ↩︎
- Şerhu’s-Sünne ↩︎
- Mecmû‘u’l-Fetâvâ, 24/183 ↩︎













