İçindekiler
Ben Selefiyim diyen birisi öncelikle Selefilik nedir, Selefiliğin Temel Esasları, Selefi Salihin Akidesi, Selefiler ile Hariciler Arasındaki Fark gibi hususları ve bu konulara taalluk eden meseleleri iyi bilmesi ve hayatına geçirmesi gerekir.
Selefilik Nedir?
Selefilik: Allah’ın Kitabına ve Resulullah (s.a.v)’in Sünnetine sarılmaktır. Selefi olan bir kimseye, Rasulullah (s.a.v)’in hadisi ulaştığı zaman: “İşittim ve itaat ettim” der, gelen sahih hadisi kabul eder ve ona şahsi görüşüyle, kıyasla, hevasına uymadığı için ve bir hocanın sözüyle itiraz etmez.
Selefilik bir menhectir, bazılarının zannettiği gibi bir cemaat değildir.
Selefi menhec ise; sahabe radıyallahuanhum’un üzerinde bulunduğu yol üzere olan, Kuran ve Sünnete sarılmaktır. İşte Selefi menhec budur. Bu, Allah (a.c)’nin ibadette ihlas ile birlenmesi, Allah’a isimleri ve sıfatlarına; tahrifsiz, ta’tilsiz, tekyifsiz ve temsilsiz olarak iman edilmesidir. Bu sebeple Selefilik nedir dendiğinde, cemaat, tarikat veya mezhep gibi kavramların kullanılması da doğru olmayacaktır.
Selefilerin nazarında Resulullah (s.a.v) ve ashabının zamanında bulunmayan her ibadet çeşidi, sonradan ortaya çıkarılmıştır. Sonradan ortaya çıkan ve onunla Allah’a yaklaşılmaya çalışılan her ibadet de bidattir.
Selefe Nispet Nedir?
Kendini Selefe nispet eden kimse, inanç ve ibadet esaslarını Kuran’a, Sünnet’e ve ilk üç asra nispet eden kişidir. Yani ben Selefiyim diyen biri, Selefi Salihin’in menhecine imanda, itikatta, ibadette, fıkıhta, anlayış olarak, davranışta, terbiyede ve tezkiyede kendini sahabeye ve onlara en güzelce tabi olanlara nispet eden kimsedir. Bu topluluğa tabi olmak hidayet, onların hilafına hareket etmek ise dalalettir.
Allah (a.c) bu konu hakkında bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor:
وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدٰى وَيَتَّبِـعْ غَيْرَ سَب۪يلِ الْمُؤْمِن۪ينَ نُوَلِّه۪ مَا تَوَلّٰى وَنُصْلِه۪ جَهَنَّمَۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يراً۟
Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Resule karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir. (Nisa 115)
Bu ayeti kerimede görüldüğü gibi; Allah (a.c) Selefin yani sahabelerin ve onlara güzelce tabi olan Müslümanların yolundan başka bir yolda giden bir kimsenin cehenneme gideceğini söylüyor.
Her Müslüman doğru yoldan sapmamak için, kendisini itikatta ve amelde selefe nispet etmesi gerekir.
Bizim kendimizi selefe nispet etmemizi tenkit eden kimseler için, bu konu hakkında Nasıruddin el-Elbani’nin güzel bir sözü vardır. Şeyh Nasır diyor ki: “Bizler “Selefiliği” en şerefli ve en sahih bir nispet olarak görüyoruz. Bunun doğru olmadığını söyleyenlerin sözlerini kabul etmesek bile onaylıyoruz desek dahi, Selefiliğe intisap etmeyi bir kenara bırakıp, sadece Müslüman ismiyle isimlensek, acaba onlar şer-i ve sahih olmadığı halde isimlendikleri, hiziplerinin, mezheplerinin ya da tarikatlarının isimleri ile adlanmaktan vazgeçecekler mi?” (Nasıruddin el-Elbaninin yanında Selefin Menheci s.21)
Onlar nasıl kendilerini bir cemaate, gruba, tarikata veya bir mezhebe nispet ediyorlarsa, bizde kendimizi, en şerefli ve sahih olan yola yani selefe yani Selefi Salihin’in yoluna nispet ediyoruz.
Selef ile Halef Arasındaki Fark Nedir?

Bu konu hakkında selef ile halef arasını ayıran ve arasındaki farkı en basit şekilde özetleyen meşhur iki söz vardır, bunlardan birincisi;
وكل خير في اتباع من سلف وكل شر في ابتداع من خلف
“Her hayır selefe ittibadadır ve her şer de halefin sonradan çıkardığı bidatlerdedir.” sözüdür.
Bu konu hakkındaki ikinci söze gelince; Halef olan kimseler kendileri zaten ilk üç asırdan sonra türediklerini ve daha farklı itikatlara sahip olduklarını itiraf ederek diyorlar ki;
عقيدة السلف أسلم، وعقيدة الخلف أعلم وأحكم.
“Selef itikadi eşlemdir (daha güvenli ve sağlıklıdır), halef itikadı ise daha ilimli ve hikmetlidir.” derler.
Görüldüğü gibi kendileri selefin itikadının daha sağlam bir itikat olduğunu itiraf ediyorlar.
Rasulullah (s.a.v) bir hadiste ümmetin selefini överek şu sözleri söylüyor;
“İnsanların en hayırlıları benim asrımda yaşayanlardır. Sonra bunları takip edenlerdir, sonra da bunları takip edenlerdir. Bu sonuncuları takiben öyle insanlar gelir ki, yemin talep edilmeden yemin ederler. Kendilerinden şahitlik istenmediği halde şahitlikte bulunurlar, onlar ihanet içindedirler, itimat olunmazlar. Adakta bulunurlar, yerine getirmezler. Aralarında şişmanlık zuhur eder.” (Buharî; Şehâdât 9, Fedâilu’l-Ashâb 9, Rikak 7,; Müslim; Fedâilu’s-Sahâbe, 214,)
Başka bir hadisi şerifte de Allah Resulü (s.a.v), sahabenin yani selefin bu ümmetin emniyeti olduğunu zikrediyor.
Ebu Musa (r.a) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v) ile, beraber akşam namazı kılmıştık. Aramızda: “Burada oturup yatsıyı da onunla birlikte kılsak” dedik ve oturduk. Derken yanımıza Rasulullah (s.a.v) geldi ve: “Hala burada mısınız?” buyurdular. “Evet!” dedik. “İyi yapmışsınız!” buyurdu. Başını semaya kaldırdı ve şöyle buyurdu: “Yıldızlar semanın emniyetidir. Yıldızlar gitti mi, vadedilen şey semaya gelir. Ben de Ashabım için bir emniyetim. Ben gittim mi, onlara vadedilen şey gelecektir. Ashabım da ümmetim için bir emniyettir. Ashabım gitti mi ümmetime vadedilen şey gelir.” (Müslim, Fedailu’s-Sahabe 207, (2531)
Hadiste görüldüğü gibi bu ümmetin selefi olan sahabeler, bu ümmetin emniyetidir.
“Selefi” ismi sadece Kuran ve Sünnete sarılan kimse için kullanılır. Yani itikatta ve ibadette Kuran ve Sünnet’e bağlı olan kimselere “Selefiler” denir. Bidat ve sapıklıklar içinde olanların Selefilik ile hiçbir alakası yoktur. Bu insanlar bidatlerine göre ayrılırlar. Kaderi inkâr edeni Kaderiye ile, ameli imandan saymayanları Mürciye ile, kul fiilinin yaratıcısıdır diyenleri Mutezile ile, insanları büyük günahlarından dolayı tekfir edenler Tekfirci diye anılır ve buna benzer diğer helak olmuş ve yerilmiş dalalet fırkaları bu şekilde itikatlarındaki farklılıkla isimlendirilirler. Bunlar daha sonra ortaya çıkmış bir itikada sahip olmalarından dolayı da “halef” denilmiştir.
Biz açıkça bu şekilde parçalanmaya ve gruplaşmaya karşı çıkıyoruz. Çünkü bu tür gruplaşma hakkında Allah (a.c) Kuranı kerimde buyuruyor ki;
مِنَ الَّذ۪ينَ فَرَّقُوا د۪ينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًاۜ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan olmayın. Bunlardan her fırka, kendilerinde olan (dini anlayış) ile böbürlenmektedir. (Rum 32)
İslam da bu şekilde bir gruplaşma yoktur. Kuranda geldiği gibi sadece tek bir grup vardır. Onlar hakkında da Allah (a.c) Mücadele suresi 22. Ayeti kerimede şöyle diyor;
اُو۬لٰٓئِكَ حِزْبُ اللّٰهِۜ اَلَٓا اِنَّ حِزْبَ اللّٰهِ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece Allah’ın tarafında olanlardır.
Allah’ın tarafında olanlarda; Resulullah (s.a.v)’in cemaatidir. Bir kimse sahabenin menheci üzere Rasulullah (s.a.v)’e hayatının her alanında tabi olursa, bu şekilde iman edip amel eden kimseye de “Selefi” denmektedir.
Selefilerin, halefin itikatına sahip olan kimseler ile aralarındaki en önemli farklarından bir tanesi de, ihtilaf halinde başvurduğu kaynakları; Allah’ın Kitabı ve Rasulullah (s.a.v)’in Sünneti olmasıdır.
فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلًا۟
“Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu, Allah’a ve Resul’üne götürün. Bu hem hayırlı hem de netice bakımından daha güzeldir.” (Nisa, 59)
Bu ayeti kerime bize açıkça gösteriyor ki, Allah’a ve ahiret güne iman eden bir kimsenin ihtilaf anında, kişilerin görüş ve hevalarına değil. Kuran ve Sünnete dönmesi gerektiğini bize gösteriyor.
Bir Kişi Konuşurken Neden Ben Selefiyim Der

Ben Selefiyim demek ne bir övgüdür ne de zemmetmektir. Ben Selefiyim demek ortaya bir itikat ve menhec koymaktır.
Sahabe döneminde Müslümanların tek bir menheci vardı. Bir kişi ben Müslümanım dediğinde akidesinin ne olduğu anlaşılıyordu. Ama bugün birisi ben Müslümanım dediğinde kişi; Sofi mi, Şii mi, hadis inkarcısı mı, ne olduğu belli değil. Bundan dolayı kişi akidesinin belli olması için sadece ben Müslümanım demesi yeterli değil. Onun Müslüman ama nasıl bir akide üzerine olduğunu anlamak için, itikadını söylemek zorundadır. Yani ne gibi; Sofiyim, Şiiyim veya Selefiyim gibi.
Sahabe, tabi’in ve ona en güzel şekilde tabi olanların görüşlerine bakarak, Kuran ve Sünnet ile amel ettiğini anlatmak için kişinin muhtasar olarak “ben Selefiyim” demesi gerekir.
Allah Bizi Yalnızca Müslümanlar Diye Adlandırmışken, Neden “Selefi” İsmi?
Bir kişi ben Selefiyim dediğinde ona gelen itirazlardan bir tanesi de, “Allah bizi Müslümanlar diye adlandırmışken, Müslüman isminin yanında, neden Selefi ismini kullanıyorsunuz böyle bir kutuplaşmanın Müslümanlar arasında bir ayrılık ve tefrika sebebi olacağı söylüyorlar. Elbette ki, bizler tek bir ümmet iken, dinimizi parça parça edip her birimizin kendi elindeki ile mutlu olduğu fırkalara ayrılma gibi bir niyetimiz yok.
İlk sahabe dönemine baktığımızda görüyoruz ki, tek bir akide ve menhec üzeredirler. Akideleri ve menhecleri bir tek akide ve menhec olduğundan, Allah sahabe topluluğunu “Müslümanlar” diye adlandırmıştır. Ama sahabeden sonra ümmet fırkalara ayrılacağını, Rasulullah (s.a.v)’in bir tanesi dışında tamamının ateşte olduğunu haber verdiği helak olacak olan dalalet fırkaları ile fırka-ı Naciye arasını ayırmıştır.
Hatta bu ayırt edici isimler, bazen “cemaat”, bazen “guraba”, bazen “Fırka-ı Naciye “ bazen “Taife-i Mensura”, bazen “benim ve sahabemin yolu üzere olanlar” lafızlarıyla Rasulullah (s.a.v) tarafından isimlendirildi. Selefi Salihin’in önde gelen imamları ilk asırlardan itibaren, Ehl-i Sünnet, Ehl-i Hadis, Selefi gibi şer-i isimler ile kendilerini dalalet fırkalarından ayırt ettiler.
Selefi Salihin’in önde gelen imamlarından bu ayırt edici isimlerin kullanılmasına itiraz eden olduğuna da şahit olmadık. Yani onlar da böyle bir tefrikin ve temyizin gerekli olduğunu düşünmüşler ve bu ayrıştırıcı isimleri; Şii, Sofi, Kaderiye, Cehmiye, Tekfirci, Mutezile, Eşari vb. isimleri kitaplarının her yerinde görmek mümkündür.
Sahih ve doğru İslam’ın, uydurulan batıl Müslümanlıktan tefrik edilmesi, hak ile batılın birbirinden temyiz edilip ayırmak hepimizin üzerine haktır.













