Öncelikle Selefiler nazarında alimlerin konumu adlı başlığı seçmemizin sebebi bu konu hakkında Selefilere yüklenilmesi ve söz hakkı tanımadan ithamlarda bulunulmasıdır. Maalesef ki Selefiler nazarında alimlerin konumu yanlış anlaşılmakta yada yanlış anlatılmaktadır. Selefiler alimlere taan (kötüleme) mı ediyor? Alimleri yok mu sayıyor? Yoksa alimlere verilmesi gereken değeri Kuran ve Sünnet çerçevesinde yerine mi getiriyor?
Selefiler Nazarında Alimlerin Konumu Bir Ölçüye Tabidir
Aslında bir kimse selefin menhecini iyi anlarsa, bilir ki Selefiler Ehl-i Sünnet alimlerini gerektiği ölçüde sevip saymıştır. Aynı zamanda Ehl-i Sünnet alimlerinden en çok istifade eden onların kitaplarını okuyup, okutanlarda bu kimselerdir. Lakin burada akideyi bilmeyen bazı sapkın fırkaların alimlere bakış açıları ile Selefi Salih’e tabi olanların durumu farklıdır.
Allah her şeyi bir ölçü ve nizam ile yaratmıştır. Öyle ki kişi yaptığı kulluk eylemlerinde dahi bu ölçüye tabi olmak zorundadır. Bu sebeple Allah haddi aşmayı yasaklamıştır. İbadette ölçü ise Kuran ve Sünnete tabi olup Allah’ın ve Resulü’nün emrettiği şekilde olmalıdır. Mesela kişi Kuran okurken bile bile namaz vaktini geçiremez. Çünkü her ibadetin bir vakti ve ölçüsü vardır. İbadet yapacağım diye nefsinin ya da ailesinin hakkını yiyemez. Kuran’da ve Sünnet’te bunun için birçok delil mevcuttur.
Sevgi ve saygı da bu ölçülere tabi değerlerdir. Sevgi fıtraten insanoğluna verilmiş yüce bir değerdir. İnsan kendisine verilen bu değeri emredildiği doğrultuda ve ölçüde kullanmalıdır. Ama her meselede olduğu gibi bu durumda da kişi ölçüyü kaçırdığı zaman elindeki değeri zayi etmektedir. Buna en basit örnekse şöyledir. Mesela kişi arkadaşını sevmelidir. Lakin arkadaşına duyduğu sevgi Anne ve babasına duyduğu sevginin önüne geçmemelidir.
Sevgide Allah’ın Razı Olacağı Ölçü
Bundan dolayı fıtraten Allah’ın bize verdiği bütün değerlerin imani boyutta bir karşılığı vardır. Mesela sevgi fıtraten verilmiş bir değerdir. Bunun imandaki karşılığı ise bu duyguyu Allah’ın razı olacağı şekilde sarf etmek ve kullanmaktır..
ثُمَّ قَفَّيْنَا عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ بِرُسُلِنَا وَقَفَّيْنَا بِع۪يسَى ابْنِ مَرْيَمَ وَاٰتَيْنَاهُ الْاِنْج۪يلَ وَجَعَلْنَا ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ رَأْفَةً وَرَحْمَةًۜ وَرَهْبَانِيَّةًۨ ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ اِلَّا ابْتِغَٓاءَ رِضْوَانِ اللّٰهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَاۚ فَاٰتَيْنَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا مِنْهُمْ اَجْرَهُمْۚ وَكَث۪يرٌ مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
“Meryem’in oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik, O’na İncil’i verdik; O’na uyanların kalplerine şefkat ve merhamet vermiştik. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, O’nu biz yazmadık! Fakat kendileri Allah’ın rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar! Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmışlardı.” (Hadid Suresi 27)
Yukarıdaki ayette de görüldüğü üzere Ruhbanlık Allah’ın rızası için yapıldığı halde Allah’ın emretmediği bir eylem olduğu için kabul edilmemiş. İbadet sınıfında dahi sayılmamıştır. Bu sebeple bir amelin kabul olması için önce sadece Allah’ın rızası olması sonra da Kuran’da ve Sünnet’te emredilen bir husus olması gerekmektedir.
Aişe (r.a) şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
مَنْ أَحْدثَ فِي أَمْرِنَا هَذَا مَا لَيْسَ مِنْهُ فهُو رَدٌّ
“Herkim bizim şu işimizde, (dinimizde) ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse o, merduttur!” (Buhari 2492, Müslim 1718/18, Ebu Davud 4606, İbni Mace 14)
Alimlerin Faziletine Dair Kuran ve Sünnet’ten Örnekler
…اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
…Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun. (Enbiya Suresi 7)
…اِنَّمَا يَخْشَى اللّٰهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمٰٓؤُ۬اۜ اِنَّ اللّٰهَ عَز۪يزٌ غَفُورٌ
…Kulları arasında Allah’tan (gereğince) ancak alimler korkar. Şüphesiz Allah Aziz’dir, Ğafur’dur.
İbni Şihab dedi ki: Humeyd ibni Abdurrahman şöyle dedi:
Ben Muaviye İbni Ebu Süfyan’dan hutbe yaparken işittim şöyle diyordu: Ben Nebi (s.a.v)’den işittim şöyle buyuruyordu:
“Allah her kimin hayrını isterse ona din hususunda büyük bir anlayış verir. Ben yalnız taksim ediciyim. Veren ise Allah’tır. Bu ümmet Allah’ın emri zuhur edinceye kadar Allah’ın dini üzerine hep sebat edip duracak ve kendilerine muhalefet edenler onlara zarar vermeyecektir.” (Buhari 231)
Ebu Hureyre (r.a) şöyle dedi: Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Herkim hidayete çağırırsa, bu çağrıya tabi olup onun ardından gidenlerin sevabı kadar bir sevap da onun lehine olacaktır. Kendilerine verilen bu sevap ötekilerin sevabından bir şey eksiltmez. Herkim de bir sapıklığa çağırırsa, bu çağrıya tabi olanların günahı kadar bir günah da kendi aleyhine olacaktır. Bu tabilerin günahlarından hiçbir şey eksiltmeyecektir.” (Müslim 16)
Daha birçok hadiste alimin faziletini görmekteyiz. Lakin bu fazilete rağmen kişi ilim ehline karşı sevgide haddi aşmamalıdır. Tıpkı Hristiyanların İsa (a.s) karşı haddi aştıkları gibi.
Selefiler Nazarında Alimlere Duyulan Sevgide Haddi Aşmamak

عَن عُمَرَ بنِ الخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قال: سَمِعْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ:«لَا تُطْرُونِي كَمَا أَطْرَتِ النَّصَارَى ابْنَ مَرْيَمَ؛ فَإِنَّمَا أَنَا عَبْدُهُ، فَقُولُوا: عَبْدُ اللهِ وَرَسُولُهُ».
Ömer b. Hattâb (r.a)’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Nebi (s.a.v)’in şöyle söylediğini işittim: «Hristiyanların Meryem oğlu İsa’yı yücelttikleri (ve aşırı derecede övdükleri) gibi siz de beni yüceltmeyiniz (ve övmek de aşırı gitmeyiniz). Ben ancak Allah’ın kuluyum. (Benim için) Allah’ın kulu ve Resulü deyiniz.» (Buhari Enbiya 48)
Beyhaki’nin Şuabul İman isimli kitabının 1. cildinde imanın hakikati bölümünde şöyle zikredilmektedir.
“Bütün bunlar iman, İslam, Allah’a ve Resulüne itaattir. Ancak Allah’a iman, ona kulluk etmek, Resulüne iman ise onun söylediklerini kabul etmektir; ancak O’na (Resule) kulluk etmek değildir. Kulluk sadece Allah’a yapılır.”
Bu sebeple ölçüyü kaçırmak kişiyi küfre dahi götürebilir. O zaman her şeyi severken Allah’ın ve Resulünün emrettiği şekilde bu duyguyu sarf etmek gerekir.
Enes bin Malik (r.a) şöyle dedi:
Üç kişi Nebi (s.a.v)’in kadınlarının evine geldi de, Rasulullah (s.a.v)’in ibadetinden soruyorlardı. Bunlara Rasulullah (s.a.v)’in ibadeti haber verilince kendileri bu ibadeti azımsadılar ve biz nerede Rasulullah (s.a.v) nerede? Muhakkak ki Allah, Resul’ünün geçmiş olan ve gelecekte işlemesi muhtemel bulunan bütün günahlarını mağfiret etmiştir dediler.
İçlerinden biri: Bana gelince, ben geceleri daima namaz kılacağım! Dedi. Diğeri de: Ben her zaman oruç tutacağım ve oruçsuz olmayacağım! Dedi. Üçüncüsü de: Ben kadınlardan ayrı yaşayacağım, hiç evlenmeyeceğim! Dedi. Onlar bu sözleri söylerken Rasulullah (s.a.v) onların yanlarına çıkageldi de şöyle buyurdu:
“Sizler şöyle şöyle söyleyen kimselersiniz. Dikkat edin! Allah’a yemin ederim ki, ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve en çok takvalı olanınızım. Bununla beraber ben oruç tutarım, oruçsuz bulunurum, nafile namaz kılarım gecenin bir kısmında da uyurum, kadınlarla da evlenirim. Herkim benim Sünnet’imden yüz çevirirse, o benden değildir!”
Bu konuyla ilgili İbni Hibban’ın şöyle bir ziyadesi vardır:
“Onlardan bazısı ben kadınlarla evlenmeyeceğim, Bazısı yatakta yatmayacağım, Bazısı et yemeği yemeyeceğim, demişlerdi.” (Buhari 5158)
Görüldüğü üzere ibadet olduğu açık olan Kuran okuma, oruç tutma gibi eylemlerde dahi Allah’ın ve Rasulünün koyduğu ölçülere tabi olmak ve haddi aşmamak gerekir. O zaman ilim ehlini yani alimleri severken ölçülerimiz ne olmalı?
Öncelikle Kişi Allah’ın Emrettiğini, Allah için, Allah’ın İstediği Kadar Sevmelidir.
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلًا۟
Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Resule itaat edin ve sizden olan ulul emre de. Eğer bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu Allah’a ve Resulüne götürün bu hem hayırlı hem de netice bakımından daha güzeldir. (Nisa 59)
Allah’u Azze ve Celle’nin ayette de beyan ettiği gibi Allah’a ve Rasulüne itaat mutlaktır. Diğer emir sahiplerine gelince yani yöneticiler alimler vs. bunlara olan itaatimiz ise mukayyettir. Yani şartlıdır. Ulul emr Allah’a ve Resulüne mutabık olduğu her meselede bizler de onlara itaat ederiz. Lakin yaratıcıya isyan olan bir meselede de yaratılmışa itaat yoktur.
Selefiler nazarında alimlere sevgi de böyledir. Bizler Ehl-i Sünnet alimlerimizin hepsini severiz. Onlar hakkında kötü konuşmayıp, konuşturmayız da lakin bununla beraber her biri beşerdir.
Onların Kuran ve Sünnet’e mutabık olan tüm görüşlerini kabul ettiğimiz gibi hata ettikleri yerde ise terk ederiz. Aslında Ehl-i Sünnet alimlerinin sözüne tabi olmakta budur. Çünkü onlarda hata ettikleri yerde sözlerini terk edip sahih hadise uymamızı istemişlerdir.
İmam Ebu Hanife (rhm) şöyle demiştir:
“Hadis sahih olduğunda, benim mezhebim, hadistir.” (İbni Abidin Hâşiye 1/63, Resmul-Müfti 1/4, Şeyh Salih el-Fellâni İkaz’ul-Himem 62)
Ebu Hanife (rhm) şöyle demiştir:
“Bir kimsenin nereden aldığımızı bilmeden bizim sözümüzü alması (onunla amel etmesi) helal olmaz!” (İbni Abdilberr el-İntika fi Fedaili’s-Selaseti’l-Eimmeti’l-Fukaha 145, İbnu’l-Kayyim İ’lamu’l-Muvakkıîn 2/309, İbni Abidin el-Bahru’r-Raik’in Haşiyesi 6/293, Resmu’l-Müfti 29, 32, Şarani el-Mizan 1/55, Abbas ed-Dûrî İbni Main’in Tarihinde 6/77/1)
Yine İmam Malik şöyle demiştir.
Rasulullah (s.a.v) dışında her insanın sözlerinin bir kısmı alınıp, bir kısmı terk edilebilir. Rasulullah (s.a.v) ise müstesnadır.” (İbni Abdilhadi İrsâdû’s-Salik 1/227, İbni Abdilberr el-Câmi 2/91, İbni Hazm Usulü’l-Ahkam 6/145, 179)
Bu ve benzeri birçok örnekte görülür ki bu imamların davet ettikleri hak yol işte budur. Şüphesiz erler hak ile bilinir, hak kişilere göre bilinmez.
Bu sebeple Selefiler nazarında alimlerin hatalarına tabi olmamak, körü körüne taklit etmemek onları sevmemek değildir. Bu Ehl-i Sünnet alimlerinin de ifade ettiği gibi hakka tabi olmaktır. Tabi olunması gereken hüccettir. İtaat ve ittiba ise sadece delile yani Kuran’a ve Sünnet’edir.
Bu sebeple hiçbir Ehl-i Sünnet imamı mezhebine mutlak itaate davet etmemiştir. Onlar Allah’a ve Resulüne davet eden davetçilerdir. Bu sebeple biz onları Ehl-i Sünnet alimleri olarak isimlendiririz.
Onlar hata da etseler Kuran’ı ve Sünnet’i önde tutmuşlardır. Bu sebeple hadis sahih oldu mu mezhebim o yoldur demişler. Yine bu kabirdeki hariç herkesin sözü alınır da terkte edilir ama bu kabirdekinin sözü sadece kabul edilir demişlerdir. Yine Sünnet Nuh’un gemisi gibidir. Ona binen kurtulur onu terk eden hüsrana uğrar demişlerdir. Bu imamlar nasıl kendilerine davet etmiş olur ki, bu onlara atılan çirkin bir iftiradır.
Bundan dolayı Selefiler alimleri seven sayan ve onlardan hakkıyla istifade eden kimselerdir. Bunun dışında alimleri saymadıklarını, saygısızlık ettiklerine dair hiçbir delil zikredilemez. Ama bazı kimseler gibi de alimleri masum yani hatasız gibi göremeyiz.
O zaman biri çıkar da derse Kuran Sünnet’i anlamazsın ilim ehlinin içtihadına tabi ol kurtul. Biz de deriz ki ben apaçık Kuran ve Sünnet’i anlamazsam sen alimlerin birçok meselede ihtilaf ettiği hususları nasıl anlarsın. Bize derse ki bu hadis sahih mi zayıf mı hükmü kaldırılmış mı nasıl anlarsın. Bizde deriz ki alimin içtihadının sıhhatini sonra o görüşünden dönüp dönmediğini sen nasıl anlıyorsun.
Yine İbn Teymiyye diyor ki bozulma Kitap ve Sünnet’ten uzaklaşma ile başladı tekrar düzelme ise Kuran ve Sünnet’e bağlanmak ile başlar.
Bir Geçmiş Ümmet Hastalığı Olan Alimleri Rab Edinme

اِتَّخَذُٓوا اَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ اَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَالْمَس۪يحَ
ابْنَ مَرْيَمَۚ وَمَٓا اُمِرُٓوا اِلَّا لِيَعْبُدُٓوا اِلٰهًا وَاحِدًاۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۜ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
“Onlar Allah’ı bırakıp din bilginlerini, ruhbanlarını ve Meryem oğlu Mesih’i Rabler edindiler. (Oysa) onlar yalnızca bir olan ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı. O’ndan başka (ibadeti hak eden) hiçbir ilah yoktur. (Allah) onların şirk koştuklarından münezzehtir.”
“(…) Adiy, Medine’ye geldi. O, Tay kavminin lideriydi. Boynunda gümüş bir haçla Rasulullah’ın (s.a.v) huzuruna girdi. Rasulullah (s.a.v) Tevbe Suresinin 31. ayetini okuyordu. Adiy, Rasulullah (s.a.v)’e: ‘Onlar, din adamlarına ibadet etmediler ki!’ dedi. Rasulullah (s.a.v): ‘Evet, fakat din adamları, onlara helali haram, haramı helal kıldılar. Onlar da tabi oldular. Bu, onların, din adamlarına ibadetidir.’ buyurdu.” (Tirmizi, 3095; İbni Ebi Hatim, 10057-10058)
Görüldüğü üzere alimlere koşulsuz itaat böyledir. Bu sebeple bizler onlarla bize ulaşan hakka tabi oluruz. Hatalarını terk ederiz gıybetlerini de yapmayız. İşte bu deliller Allah’ın, alimlerimize karşı duymamızdan razı olduğu sevgidir. Bu da Selefiler nazarında alimlerin konumudur. Kim ölçüye tabi olmazsa haddi aşmış olur. Allah da haddi aşanları sevmez.













