Anasayfa > Selefilik > Selefiliğin Temel Esasları

Selefiliğin Temel Esasları

Selefiliğin Temel Esasları

Öncelikle selefiliğin temel esasları konusunun ne denli ehemmiyetli olduğuna dikkat çekmek; daha ileride bahsedeceğimiz konuların da bu hususlar doğrultusunda tefekkür edilmesi meselenin daha iyi anlaşılmasına sebep olacaktır.

  • Selefiliğin temel esasları hakkında yazılan kitap, makalelerin pek çoğu ya İslam düşmanı olan müsteşrikler tarafından ya onlardan etkilenen akademisyen ve hatipler tarafından veyahut taassup ehli dediğimiz kişiler tarafında yazılmış olması. Maalesef ülkemizde daha çok yaygın olmak üzere selefileri, selefi olmayanlar tarafından tanıtma, harici zihniyeti Selefiliğin temsilcisi olarak tanıtma yaygın olması bu makalenin daha da önemini arttırmaktadır.

  • Müslümanların zayıf düşmesinin, medeniyetlerinin çökmesinin ve çeşitli alanlarda geri kalmalarının en önemli sebeplerinden biri; dinin hakikatinden uzaklaşmaları, İslam’ın temel esaslarını, hükümlerini ve selefin menhecinden sapmış olmalarıdır. Bu sebeple tekrar toparlanmanın yolu selefinin temel esaslarını ihya ve bunlara sarılmaktan geçer.

  • Kendisine İslam ümmetine nispet eden her taifenin kendilerince oluşturmuş oldukları temel esaslar olmuştur. Mesela kimisi hilafeti ön plana alırken kimisi takvayı, zühtü kimisi aklı kimisi ise tekfiri temel esasları içerisinde zikretmiştir. Bu makalemizde ise sahabe ve onlara en güzel şekilde tabii olanlarının temel esaslarını objektif olarak ortaya koymaya çalışacağız.

Selefiliğin Temel İlkeleri

Selefilik, İslam’ın ilk üç asrındaki Müslümanların (Selef-i Salih) inanç ve uygulamalarına dönüşü savunan bir akımdır. Bu dönüşü de temel olarak şu dört başlık içinde ele almak mümkündür ki bunlar da Selefiliğin temel esaslarını oluşturur:

  1. Tevhid
  2. Sünnet
  3. Menhec
  4. Ahlak

Selefiliğin Temel Esaslarından İlki Tevhid

Selefiliğin Temel Esasları Tevhid

Selefilik veya sahabenin yolu dediğimizde ilk olarak ön plana çıkan esas ilke Tevhid akidesidir. Bir kişi kendisini sözlü olarak veyahut ameli olarak ne kadar selefiliğe nispet ederse etsin eğer ki tevhid inancı mevcut değilse o hiçbir zaman bir selefi olamaz.

Tevhidin Ehemmiyeti

Tevhidin önemine bakacak olursak Kuran ve Sünnet’te şu başlıkları görebiliriz:

Tevhid Ademoğlunun Yaratılış Gayesidir

Allah (a.c) şöyle buyurmaktadır:

‫‫‫وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ‫

‘’Ben cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım’’ (Zariyat 56)

Tevhid Allah’ın Kulları Üzerinde Ki En Büyük Hakkıdır

‫كُنْتُ رِدْفَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَلَى حِمَارٍ يُقَالُ لَهُ عُفَيْرٌ، فَقَالَ: «يَا مُعَاذُ، هَلْ تَدْرِي حَقَّ اللَّهِ عَلَى عِبَادِهِ، وَمَا حَقُّ العِبَادِ عَلَى اللَّهِ؟»، قُلْتُ: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ، قَالَ: «فَإِنَّ حَقَّ اللَّهِ عَلَى العِبَادِ أَنْ يَعْبُدُوهُ وَلا يُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا، وَحَقَّ العِبَادِ ‫عَلَى اللَّهِ أَنْ لا يُعَذِّبَ مَنْ لا يُشْرِكُ بِهِ شَيْئًا»، فَقُلْتُ: يَا رَسُولَ اللَّهِ أَفَلاَ أُبَشِّرُ بِهِ النَّاسَ؟ قَالَ: «لا تُبَشِّرْهُمْ، فَيَتَّكِلُوا»

Muaz b. Cebel (r.a)’da rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Bir gün Nebi (a.s.v)’ın Ufeyr isimli merkebinin terkisinde otururken Rasulullah (a.s.v) «Ey Muaz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkını ve kulların Allah üzerindeki hakkını bilir misin?» diye sordu. Muaz, ben de: ‘’Allah ve Rasulu daha iyi bilir.” dedim. Rasulullah, «Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, yalnızca O’na ibadet etmeleri ve kendisine hiçbir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Allah üzerindeki hakkı, O’na şirk koşmayanlara azap etmemesidir» diye buyurdu. Ben de “Ey Allah’ın Rasulu! Bununla insanları müjdeliyim mi?” dedim. O da: «Hayır buna güvenip tembellik ederler.» diye buyurdu. (Buhar ve Müslim)

Tevhid Bütün Nebilerin ve Rasullerin Gönderiliş Sebebidir

وَلَقَدْ بَعَثْنَا ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ رَسُولاً اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَۚ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللّٰهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُۜ ‫‫فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ

“Andolsun ki biz her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tağutlardan uzak durun” diyen bir elçi gönderdik. Onlardan kimini Allah doğru yola iletti, kimileri de saptırılmayı hak ettiler. Yeryüzünü dolaşın da hak dini yalanlayanların akıbetinin ne olduğunu görün.” (Nahl 36)

Tevhid İnsanlığın İlk Sorumluluğudur

‫وَاِذْ اَخَذَ رَبُّكَ مِنْ بَن۪ٓي اٰدَمَ مِنْ ظُهُورِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَاَشْهَدَهُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِهِمْۚ اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْۜ قَالُوا بَلٰىۚ شَهِدْنَاۚ اَنْ تَقُولُوا يَوْمَ ‫‫‫الْقِيٰمَةِ اِنَّا كُنَّا عَنْ هٰذَا غَافِل۪ينَۙ ﴿١٧٢﴾ اَوْ تَقُولُٓوا اِنَّـمَٓا اَشْرَكَ اٰبَٓاؤُ۬نَا مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا ذُرِّيَّةً مِنْ بَعْدِهِمْۚ ‫اَفَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ الْمُبْطِلُونَ ﴿١٧٣﴾‫

Rabbin Âdemoğullarından -onların sırtlarından- zürriyetlerini alıp onları kendileri hakkındaki şu sözleşmeye şahit tutmuştu: Ben sizin rabbiniz değil miyim? “Elbette öyle! Tanıklık ederiz” dediler. Böyle yaptık ki kıyamet gününde, “Bizim bundan haberimiz yoktu” demeyesiniz. Yahut “Önce atalarımız Allah’a ortak koştu. Biz de nihayet onların ardından gelen bir nesiliz. Şimdi bâtıla saplanıp kalanların yaptıkları yüzünden bizi helâk mi edeceksin!” demeye kalkışmayasınız. (Araf 172-173)

Tevhid Müslüman Bireyin Öğrenmesi Farz Olan İlk İlim

عَنِ ابْنِ عُمَرَ، رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ” بُنِيَ الإِسْلاَمُ عَلَى خَمْسٍ: شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلَّا ‫اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللَّهِ، وَإِقَامِ الصَّلاَةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، وَالحَجِّ، وَصَوْمِ رَمَضَانَ “
رواه البخاري 8 و المسلم ‫21

İbni Ömer (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Resulullah (a.s.v) şöyle buyurdu:
“İslâm dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ibadet edilmeye layık ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın resulü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak.” (Buhari 8, Müslim 21)

Tevhid Amellerin Kabulünün Şartıdır

‫وَلَقَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْكَ وَاِلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكَۚ لَئِنْ اَشْرَكْتَ لَيَحْبَطَنَّ عَمَلُكَ وَلَتَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ‫

“Sana ve senden öncekilere şöyle vahyedildi: Eğer Allah’a ortak koşarsan bilmiş ol ki yaptıkların boşa gidecek ve mutlaka hüsrana uğrayanlardan olacaksın”. (Zümer 64)

Tevhid Cennetin Anahtarı, Cehennemden Koruyacak Olan En Büyük Vesiledir

‫عَنْ أَبِي ذَرٍّ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ” أَتَانِي آتٍ مِنْ رَبِّي، فَأَخْبَرَنِي – أَوْ قَالَ: بَشَّرَنِي – ‫أَنَّهُ: مَنْ مَاتَ مِنْ أُمَّتِي لاَ يُشْرِكُ بِاللَّهِ شَيْئًا دَخَلَ الجَنَّةَ ” قُلْتُ: وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ؟ قَالَ: «وَإِنْ زَنَى وَإِنْ سَرَقَ»

Ebu Zer (r.a)’dan, Allah rasulu (a.s.v) şöyle buyurmuştur:
“Cebrail bana geldi ve ümmetimden Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ölen bir kimse cennete girer.” diye müjde verdi. Ben: “Zina da etse, hırsızlık da etse de mi dedim. O: Zina da etse, hırsızlık da etse dedi.”(Buhari 1237)

Tevhid Güven ve Emniyetin Vesilesidir

‫اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُٓوا ا۪يمَانَهُمْ بِظُلْمٍ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الْاَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ۟‫

“İman eden ve imanlarına zulüm/şirk bulaştırmayanlar (var ya); işte bunlara (Allah’ın azabından) emin olma vardır. Ve onlar hidayete erenlerdir.” (En’âm 82)

Selefiliğin Temel Esaslarından Olan Tevhidin Tarifi ve Kısımları

Tevhidin önemi hakkında Kuran ve Sünnet’i okuyacak olursak daha fazla başlık bulabilmemiz mümkün. Tabi önemli bir başlık daha kendiliğinden ortaya çıkıyor. Peki bu kadar önemli olan tevhid ne demektir?
Bu soruda üzerinde durulması gereken bir konudur. Çünkü bir şeyin tanımını bilmeden öneminin bilinmesinin hiçbir anlamı yoktur. Veyahut yanlış bilip doğru bildiğimizi zannetmek ki bu en büyük tehlikedir. Cehaletini eğitimle almış kişilerden olmaktan Allah’a sığınırız.

Tarifi:
Tevhid kelimesinden maksat kelime-i şehadet dediğimiz la ilahe illallah kelimesidir.
Sözlük anlamı: وحح يوحد توحيدا müştaktır. Sözlükte bir şeyi bir kılmak, birlemek manasına gelir. Yani bir şeyi sair şeylerden ayırmak yani tek kılmaktır.
Istılahi anlamı ise: Allah (a.c)’yi rububiyetinde, uluhiyetinde ayrıca isim ve sıfatında birlemektir, tek kılmaktır.

Kısımları:

Rububiyet Tevhidi

Allah’u Teala’yı fiillerinde birlemektir. Yani Allah’tan başka yaratıcı, rızıklandıran, malik olan, öldüren ve dirilten, müdebbirul emir olmadığına inanmandır.
İnsanlık tarihine de baktığımızda tevhidin bu cüzünde pek sorun çıkmamıştır insanlar arasında. Bir Hristiyan, Yahudi, Mekkeli müşrikler tevhidin bu cüzünü kabul etmektedirler.1 Bu cüzdeki sorun ise Kuran ve Sünnet’e baktığımızda Firavun ile Nemrut’ta ortaya çıkmaktadır ki ikisi de aslında Allah (a.c)’nin rububiyetine iman ediyorlardı.

Uluhiyet Tevhidi

Allah (a.c)’yi fiillerimizde birlemektir. Buna ibadet tevhidi denilmiştir. Yani zahiren ve bâtınen, söz ve amel olarak bizden ibadet olarak sudur eden her şeyle Allah’ı birlemektir. Bu ameller dua, korku, sevgi, ümit, tevekkül, tevbe, hac, namaz, secde, ruku vs.
Muvahhidler ile müşrikler arasındaki belirleyici fark budur. Yani Mekkeli müşriklerin Allah’ın rububiyeti ile ilgili sorunları genel olarak yoktu, onların sorunu uluhiyet tevhidindeydi. Onlar Allah’ı kendi fiilerinde birlemiyorlardı.
Her kim uluhiyet tevhidinde yani ibadetlerinde, fiillerinde Allah’tan başkasına pay ayırırsa velev ki Allah’ın varlığına, yaratıcı olduğuna, rezzak olduğuna iman bile ediyor olsa doğru yoldan sapmış olur, müşriklerden bir farkı kalmaz.

Uluhiyet Tevhidini Bozan Durumlar

Salih zannedilen kimselerin kabirlerinde onlardan bir şeyler istemek, sığınmak, onlardan yardım istemek, sıkıntılarının açılmasını, hastalığına şifa vermelerini, onlara dua etmek, bir şeyler ummak, kabirlere secde etmek, tavaf etmek, kurban kesmek, adak adamak gibi ibadetlerdir. Allah ile kendisi arasına aracı koyanlar, onlardan şefaat dileyenler, onlara güvenenler veya zarar vermesinden korkanlar, peygamberin kabrinden veya Salih zannedilenlerin kabirlerinden medet ummak, şefaat veya medet ya Rasulullah veya medet ya fulan demek, gibi inançlar uluhiyet tevhidini bozan, kişiyi şirke sokan inançlardır.

İsim ve Sıfat Tevhidi

Kulun Allah (a.c)’yi Kuran ve Sünnet’te geçen isim ve sıfatlarında birlemesidir. Onun isim ve sıfatların hepsinin tüm eksikliklerden ve noksanlıklardan münezzeh olduğuna iman etmektir. Onun ispat ettiğini ispat ederiz yani o ismi ve sıfatı kabul ederiz, onun nefiy ettiğini de nefyederiz yani kabul etmeyiz.

‫لَيْسَ كَمِثْلِه۪ شَيْءٌۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْبَص۪يرُ‫

‘’O’nun eşi ve benzeri hiçbir şey yoktur. O işiten ve görendir.’’ (Şura 11)
Allah’u Teala bu ayette sıfatı kapsayan ismi ispat etmiş ve kendisi hakkında ki her türlü benzerliği de reddetmiştir. Bu da ehli sünnetin, selefin akidesidir.

‫وَلِلّٰهِ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى فَادْعُوهُ بِهَاۖ وَذَرُوا الَّذ۪ينَ يُلْحِدُونَ ف۪ٓي اَسْمَٓائِه۪ۜ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ‫

En güzel isimler Allah’ındır; bu güzel isimlerle O’na dua edin, O’nun isimleri hakkında doğru inançtan sapanları kendi başlarına bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını çekecekler! (Araf 180)
O’nun isimlerinde ilhada kaçanlar, Kuran ve Sünnet’te olmayan isimlerle onu isimlendirmek veyahut Kuran ve Sünnet’te olan isimleri tahrif etmek, teşbihte bulunmaktır.

‫لَقَدْ سَمِـعَ اللّٰهُ قَوْلَ الَّذ۪ينَ قَالُٓوا اِنَّ اللّٰهَ فَق۪يرٌ وَنَحْنُ اَغْنِيَٓاءُۢ‫

‘’Allah fakir biz zenginiz’’ diyenlerin sözünü Andolsun ki Allah işitmiştir.’’ (Araf 181)
Burada Yahudiler haşa Allah’a fakir ismini nispet ediyorlar ki Allah bundan münezzehtir.
Allah’ın isim ve sıfatına iman ederken dört kaide önemlidir bunları iyi bilmek gerekir ki bunlar:
Teşbihsiz, tekyifsiz, ta’tilsiz (manasız, işlevsiz), tahrifsiz iman edilir.

Hulasa:
Selefilik denildiğinde akla gelmesi gereken ilk esas Allah’ın kulları üzerinde ki hakkı olan tevhid gelmesi gerekir ki bunu özetle anlatmaya çalıştık.

Selefiliğin Temel Esaslarından İkincisi Sünnet

Selefiliğin Temel Esasları: Sünnet

Sünnet, kelime-i tevhidin ikinci kısmı olan Rasule imanı içeren, Selefiliğin en önemli ilkelerinden birisidir. Diğer bir değişle Rasule iman da denilebilir.

Selefiliğin Temel İlkelerinden Olan Sünnetin Önemi

  • Sünnet, İslam’ın temel kaynaklarındandır, vahyin diğer kanadıdır. Yani sünnet dediğimizde ‘yaparsak güzel olur yapmaz isek bir günahı yok’ düşüncesi değil, Kuran’ın yanında indirilmiş bir vahiy aklımıza gelmelidir. Bu noktada hadis inkarcıları ve tasavvuf ehli dediğimiz kişiler aşırıya kaçmaktadırlar. Bir kesim hadisleri külli olarak inkâr ederken diğer kesim hadisleri sahih, zayıf, uydurma demeden kabulle birlikte kendilerine keşif ve ilham yoluyla bazı şeylerin bildirildiğini iddia etmektedirler. Bu kişilere susuzluğu giderecek cevaplar farklı mecralarda verilmiştir. Allah (a.c) Kuran’ı koruduğu gibi sünneti de korumuştur.

  • Sünnet, Kuran’ın ayetlerini tefsir eder. Buna sebep Kuran’ın tahrifinin önünde ki en büyük engel Sünnet’tir.

  • Bir amelin salih amel olmasının şartlarından birisi de o amelin Sünnet’te olmasıdır. Zira hadisi şerifte2 geçtiği üzere sünnete muvafık olamayan amel reddedilir.

Sünnetin Lügatteki ve Istılahtaki Tanımı

Sünnetin lügatte ki tanımı: “yol, -güzel olsun çirkin olsun- hal ve gidiş” demektir. Nitekim bir hadisi şerifte3 “سنة حسنة و سنة سيئة” “Güzel bir sünnet (yol) ve kötü bir sünnet (yol)” bu manada kullanılmıştır.

Sünnetin Istılahi tanımı: Rasulullah (a.s.v)’in kavli, fiili ve takriridir.

  1. Kavli: Nebi (a.s.v)’in hükümlerle ilgili olarak çeşitli münasebetlerde söylediği sözlerdir.
  2. Fiili: Nebi (a.s.v)’in hükümlerin belirlenmesiyle ilgili olarak çeşitli münasebetlerde işlediği fiillerdir. Namaz kılması ve haccetmesi gibi.
  3. Takriri: Rasulullah (a.s.v)’in, bazı sahabelerden sadır olan fiilleri, onun rızasına delalet eden sukutuyla, güzel gördüğünü açıklamasıyla ve teyidiyle onayladığı şeylerdir.

Sünnet’in Kuran ile İlişkisi

1-) Teyit etmesi: Kuran-ı Kerim ve onun içinde ki ahkamı pekiştirmesidir. Tevhidin, namazın, zekatın, orucun, haccın farziyeti ve şirkin, yalancı şahitliğin, ana-babaya itaatsizliğin haramlığı gibi konuları sünnet pekiştirmiştir.

2-) Kuran’ı beyan ve tefsir etmesi: Bu Kuran’ın mücmel ifadesini tafsil, mutlak ifadesini takyid ve âam (umum) ifadesini tahsis eder.

Allah (a.c) şöyle buyurmuştur:

‫بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِۜ وَاَنْزَلْنَٓا اِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ اِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ‫

“(Nebileri) apaçık deliller ve Kitaplarla (yolladık). Sana da bu zikri indirdik ki, insanlara indirileni (Kuran’ı) onlara açıklayasın. Umulur ki düşünürler.” (Nahl 44)

Bunu İmam Şafii (r.h) şu sözlerle ifade eder: “Bunlar, Allah’ın, kitabıyla farz olduğunu hükmettiği ve Nebinin lisanıyla nasıl olacağını açıkladığı şeylerdir. Mesela namazların sayısı, zekat ve zekatın vakti ve kitabında indirdiği diğer farzlar gibi…” (Er-Risale s.22)

3-) Kuran’da olan hükümlere ilave hükümler eklemesi: Bunlar Kuran’da yer almayan hükümleri ihtiva eder. Şufa hükümleri ve ninenin mirası gibi…
İmam Şafi (r.h) bu konuda şöyle der: ‘’Kuran’da hükmedici bir nas olmayıp da Rasulullah (a.s.v)’in Sünnetiyle belirlenen şeyler bu kısma girer’’ (Er-Risale s.22)

Kuran’da Sünnetin Konumu

Nisa Suresi 40. Ayet

‫وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَۚ‫

Allah’a ve Resul’e itaat edin ki merhamet olunasınız. (Âl-i İmran 132)

‫مَنْ يُطِعِ الرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ اللَّهَ وَمَنْ تَوَلَّى فَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا‫

“Kim Rasule itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse biz seni onlara bekçi göndermedik.”(Nisa 80)

Allah Rasulu (a.s.v)’a itaat Allah’a itaat gibidir;
Burada Rasule itaatten maksadın, başka bir ifade şekli ile Sünnet’e, Rasulun söz ve fiillerinde ona itaat etmek anlamındadır. Burada ki Rasule itaatten maksat sadece Kuran’a itaat değildir ona vahiy edilen her şeyedir itaat. Eğer Rasullere itaatten maksat sadece Kuran olsa idi veyahut o zaman onlara itaate izin verme gerekmezdi.

‫وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذْنِ اللَّهِ‫

“Biz resulleri sadece Allah’ın izniyle itaat edilmek üzere gönderdik…” (Nisa 64)

‫وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ‫

Allah Rasulu size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da sakının. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir. (Haşr 7)

Bu ayeti kerime de ise Rasulun bize verdiği her şeyi almamızı emrediyor. Sözlerinde, konuşmalarında hiçbir ayırım yapmadan din adına söylediği her şeyi kabul etmemiz gerekir.
Nitekim ayeti kerime de münafıkların sadece Muhammed (a.s.v)’dan kaçtıklarını haber veriyor Allah (a.c):

‫‫‫وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ رَاَيْتَ الْمُنَافِق۪ينَ يَصُدُّونَ عَنْكَ صُدُودًاۚ‫

Onlara: “(Sorunlarınızı çözmek için) Allah’ın indirdiğine ve Resul’e gelin.” denildiği zaman, münafıkların alabildiğince senden kaçtıklarını görürsün. (Nisa 61)
Yine Allah Rasulu (a.s.v)’ın verdiği hükümlere tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça imanımızın geçerli olmayacağında haber vermiştir rabbimiz;

‫فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّى يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا فِي أَنْفُسِهِمْ حَرَجًا مِمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا تَسْلِيمًا‫

Hayır! Rabbine Andolsun ki aralarında çıkan anlaşmazlık hususunda seni hakem kılıp sonra da verdiğin hükümden içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın (onu verdiğin hükmü) kabullenmedikçe iman etmiş olmazlar. (Nisa 65)

Bu ve benzeri ayeti kerimelerde görüldüğü gibi Rasule itaat, ittiba, örnek alma, onun emrine muhalefetten sakınma, amellerin iptal olma tehlikesi, onu sevme gibi ameller olmadıkça imanımızın geçerli bir iman olmayacağını görmekteyiz.

Selefiliğin Temel Esaslarından Olan Sünnet’in Sahih Hadislerde ki Konumu

Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayet ediliyor: “Bana itaat eden Allah’a itaat etmiş, bana karşı gelen Allah’a karşı gelmiş olur…’’ (Buhari ve Müslim)

‫عَنِ الْمِقْدَامِ بْنِ مَعْدِي كَرِبَ عَنْ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ قَالَ: «أَلَا إِنِّي أُوتِيتُ الْكِتَابَ، وَمِثْلَهُ مَعَهُ أَلَا يُوشِكُ ‫رَجُلٌ شَبْعَانُ عَلَى أَرِيكَتِهِ يَقُولُ عَلَيْكُمْ بِهَذَا الْقُرْآنِ فَمَا وَجَدْتُمْ فِيهِ مِنْ حَلَالٍ فَأَحِلُّوهُ، وَمَا وَجَدْتُمْ فِيهِ مِنْ حَرَامٍ فَحَرِّمُوهُ

“Şunu iyi biliniz ki bana Kur’an-ı Kerim ile birlikte onun bir benzeri de verilmiştir. Dikkatli olun koltuğuna kurulan tok bir adamın size: ‘Sadece şu Kuran lazımdır, onda bulduğunuz helali helal, haramı da haram kabul ediniz yeter.’ diyeceği günler yakındır…” (Ebu Davud 4604 El-Elbani: Sahih)

Kuran’ın pek çok yerinde de sünnetinde Kuran gibi indirilmiş, okunmuş, öğretilmiş bir vahiy olduğunu tıpkı bu hadisi şerifte geçtiği gibi görmekteyiz.4 Bu hadiste, Kuran’daki bütün bu ayetleri tasdikler niteliktedir. Kuran’a karşı nasıl sorumlu ve mükellef isek sünnette karşıda aynı sorumluluklarımız vardır.

Tabiinin Sünnet Hakkındaki Hassasiyeti

Said bin el-Müseyyeb (r.a)’dan, fecrin doğuşundan sonra namaz kılmaya devam eden birini gördü ve onu uyardı. Adam dedi ki; “Ey Ebu Muhammed! Namaz kıldım diye Allah bana azap eder mi?” diye aklınca haklı bir gerekçe zikretti. İbnul Müseyyeb; “Hayır, fakat Allah sana Sünnete aykırı hareket ettiğin için azap eder.” dedi.

İsnadı ceyyiddir. Darimi (1/116) Abdurrezzak (3/52) Beyhaki (2/466) Hatip el Fakih (1/147)
Elbani (r.a) der ki; “Said Bin el-Müzeyyen’in bu veciz cevabı, bidatleri güzel görene karşı ve sünnet ehlini “zikri ve namazı inkâr etmekle” suçlayanlara karşı kuvvetli bir silahtır.

Hâlbuki sünnet ehli sadece sünnete muhalif olan namaz, zikir vb. şeylere karşı çıkmaktadır. (El-Elbani el-İrva(2/236)

Son olarak İmam Şafii (r.h)’ın sözleriyle ikinci esası kapatalım:

‘’ Sahabiler ve tabiilerden benim bildiğim kim varsa Rasulullah (a.s.v)’den bir şeyi haber verdiği zaman o haber, mutlaka kabul edilmiştir, bu haberin kaynağı kendisine kadar ulaştırılmış ve bu bir sünnet olarak sabit olmuştur. Bizim karşılaştığımız kimselerin hepsi, bu haberleri kabul ederler ve bunların sünnet olduğunu söylerler. Bunlara uyanlar övülür, muhalefet edenler ayıplanır. Kim bu görüşten ayrılırsa bizim nazarımızda Rasullah (a.s.v)’ın ashabının yolundan ve onlardan sonra günümüze kadar gelen ilim adamlarının yolundan ayrılmış ve cahillerden olmuştur.’’5

Selefiliğin Temel Esaslarının Üçüncüsü de Menhec

Selefiliğin temel ilkelerinden biriside menhectir. Rabbimiz (a.c) dinini insanlığın en güzel şekilde anlayabileceği, en ufak bir mazeretinin kalmaması için tüm yönleriyle ikmal etmiştir. Kuran’ı indirdiği gibi onun beyanını indirmiştir. Tüm bununla birlikte Rasul tarafından eğitilmiş bir topluluğa da bizlere örnek olarak göstermiştir ki din sadece nazari değil ameli olarak da öğrenilsin.

Bu noktada eksik olan kimseler Kuran ve Sünnet’e uyduklarını iddia ederler ama kendi sahip oldukları bakış açısı, ideoloji ve benzeri şeylerle Kuran ve Sünnet‘i yaşama çalışırlar.

Mesela felsefeden etkilenmiş Müslümanlar, kelam ehli, hadis inkarcıları Kuran ve Sünnet’te daha çok Yunan mantığı ile bakarken. Tasavvuf ehli dediğimiz kimseler ise Kuran ve Sünnet’e Budist mantığı ile yaklaşmaktadırlar. Böylelikle en başta Allah tasavvurundan tutun dinin bütün meselelerine kadar bu farklılık kendini göstermektedir. Bir grup Allah’ın isim ve sıfatlarını ta’til, tekyif yaparken diğer grupta temsil ve teşbih yapmaktadırlar.

Menhecin ehemmiyeti de bu nokta gündeme geliyor.

Selefiliğin Temel Esaslarından Biri Olan Menhecin Sözlük ve Istılahi Tanımı

Menhecin sözlük manası: Arapça’da ‘’yola girmek, yolu takip etmek’’ manalarına gelir. ‘’فلان يستنهج سبيل فلان’’ ‘’Falan, filan kimsenin yolundan gidiyor’’ diye kullanılır.

Menhecin Istılahi manası: Menhec, en hayırlı nesil olan sahabe, tabiin ve Tebeit tabbine en güzel bir şekilde, itikatta amelde, ahkam, muamelat, terbiye ve nefis tezkiyesinde onlara tabii olmaktır.

Sahabenin Dindeki Konumu

Sahabenin dindeki konumu bilmeyen kimseler onların yoluna uymada gevşek davrandıklarını görebiliriz. Buna sebep bu başlığı iyi bir şekilde idrak etmemiz gerekir ki onların yolunun en hayırlı yol olduğunu idrak edelim.
Kuran ve Sünnet’e baktığımız da Allah (a.c) ve Rasulu devamlı onları övmüş dinde kendilerine uyulması gereken topluluk olarak önümüze sunmuştur, onların yolundan sapanların dalalette olduklarından haber vermiştir.
Yine onlar Allah Rasulu (a.s.v) tarafından eğitilmiş ve O’ndan sonra bu dini yaşayıp kendinden sonrakilere aktaranda bunlar olmuştur. Yani onları aradan çıkardığımız zaman, değerini düşürdüğümüz zaman aslında dinimizi ve dinimize verdiğimiz değeri düşürmüş oluruz.

Ayeti kerimde Allah (a.c) şöyle buyurmaktadır:

‫مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ وَالَّذينَ مَعَهُ اَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰیهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًا سيمَاهُمْ فى وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِى التَّوْرٰيةِ وَمَثَلُهُمْ فِى الْاِنْجيلِ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْپَهُ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى ‫عَلٰى سُوقِه يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظيمًا

‘’Muhammed Allah’ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat’taki vasıflarıdır. İncil’deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekicilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vadetmiştir.’’ (Fetih 29)

Allah’ın kendilerinden razı olduğu topluluktur sahabe:

وَالسَّابِقُونَ الْاَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرينَ وَالْاَنْصَارِ وَالَّذينَ اتَّبَعُوهُمْ بِاِحْسَانٍ رَضِىَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرى‫ ‫تَحْتَهَا الْاَنْهَارُ خَالِدينَ فيهَا اَبَدًا ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظيمُ

“(İslâm dinine girme hususunda) Öne geçen ilk muhacirler ve Ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.” (Tövbe 100)

İbrahim (a.s.v)’a en yakın olanlardır:

‫اِنَّ اَوْلَى النَّاسِ بِاِبْرٰه۪يمَ لَلَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُ وَهٰذَا النَّبِيُّ وَالَّذ۪ينَ اٰمَنُواۜ وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِن۪ينَ‫

Şüphesiz ki insanlar arasından İbrahim’e en yakın olanlar, onun (yoluna) uyanlar; bu Nebi ve iman edenlerdir. Allah, müminlerin velisidir/dostudur. (Âl-i İmran 68)

Sahabe Gibi İman Etmedikçe İmanımız Geçerli Olmaz

Onlar kendilerine imanın sevdirildiği, küfrün kerih gösterildiği kimselerdir ki buna sebep kendileri gibi iman etmediğimiz taktirde imanın geçerli olması mümkün değildir.

‫فَإِنْ آمَنُواْ بِمِثْلِ مَا آمَنتُم بِهِ فَقَدِ اهْتَدَواْ وَّإِن تَوَلَّوْاْ فَإِنَّمَا هُمْ فِي شِقَاقٍ‫

Eğer onlarda sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yolu bulmuşlardır. Yüz çevirirlerse mutlaka anlaşmazlık içine düşmüş olurlar. (Bakara 137)

Burada iman derken sadece cinsini değil cüzlerini de düşünmemiz gerekir. Yani sahabe gibi Allah’a iman, sahabe gibi onun isim ve sıfatlarına iman… İman tüm cüzlerinde onlar gibi iman etmek mecburiyetindeyiz.

Yine başka bir ayeti kerimde:

‫وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدٰى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَب۪يلِ الْمُؤْمِن۪ينَ نُوَلِّه۪ مَا تَوَلّٰى وَنُصْلِه۪ جَهَنَّمَۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يرًا۟‫

Kim de hidayet kendisine apaçık belli olduktan sonra Müminlerin yolundan başka yola tabi olarak Rasul’e muhalefet ederse, onu yöneldiği yola havale eder ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir dönüş yeridir orası! (Nisâ, 115)

Görüldüğü gibi sahabenin yolundan başka yola sapma dalalet sebeplerinden birisidir. Onların imanları gibi iman yerine Yunan ve Hint felsefesinin kural ve kaidelerine göre iman sapıklık vesilesidir.

Yine başka bir hadisi şerifte Allah Rasulu (a.s.v) şöyle buyurmaktadır:

{Avf İbni Malik (r.a)’dan. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdular: Yahudiler – dinleri hususunda – yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Bunlardan bir taifesi kurtuldu, yetmişi cehennemlik oldu. Hristiyanlar da yetmiş iki fırkaya bölündüler. Onlardan da bir taifesi kurtuldu, yetmiş biri cehennemlik oldu. Muhammed’in nefsi elinde olan Allah’a yemin ederim ki, benim ümmetim de yetmiş üç fırkaya bölünecektir. Bunlardan bir taifesi Cennet’te, yetmiş ikisi de ateştedir.

Denildi ki: Ya Resulallah! bu kurtulan taife hangisidir?

Resulullah (s.a.v): “Benim ve ashabımın yolu üzere olanlardır.”

(Ahmed: 3.120. 145 – İbni Mace: 10/3993 – Ebu Davud: 5/4597 – Silsiletus Sahiha: 204. 14)

Bu ve emsali delillerin bizlere vermiş olduğu mesajı şudur:

“… Dinini yaşamak isteyen kim olursa olsun ister bir fert olsun ister bir cemaat veya herhangi bir topluluk olsun, bu kimselerin kurtuluşu ancak, Allah Rasulu (s.a.v)’in kendilerine ilk elçilik yaptığı o insanların, yani sahabenin, yoluna, metoduna ve menhecine uymakla mümkün olacağıdır.”

Sahabenin Katında Değer Ölçüsü Kuran Ve Sünnet’e Göreydi

Hiç şüphesiz sahabenin en büyü meziyetlerinden birisi kimin sözü ve fiili olursa olsun hiç kimsenin sözünü Allah ve Rasulu’nun sözünün önüne geçirmezlerdi. Bu durum kendi aleyhlerine veyahut lehlerine olsun fark etmeksizin böyle yaparlardı. Çünkü onlar adalet ehli kimselerdi.

Günümüzde ise mezhebini, ecdadını, siyasi düşüncesini İslam’ın veyahut kabul ettiği Kuran ve Sünnet’in önüne geçiren kişileri çokça görmekteyiz.

“İbnu Abbas (r.a) sünnete karşı Ebu Bekr ve Ömer (r.a)’nun sözleri ile karşı çıkana şöyle demiştir: “Bu gidişle semadan başınıza taş yağmasından korkarım. Ben size Rasulullah dedi diyorum, siz ise bana Ebu Bekr dedi, Ömer dedi, diyorsunuz.”

(Abdurrezzak – Camiul Beyanil -İlmi: 2\196 – El Fakih: 1\145)

Selefiliğin Temel Esaslarından Dördüncüsü Ahlak

Selefin menhecinden uzaklaşmış birçok insan İslam dinini sadece namaz kılmak, oruç tutmak gibi zahiri ameller olarak görürler. Veyahut yalnızca Allah’ın kendisi üzerinde ki hakları düşünerek kulların haklarına pek önem vermemektedir.

Allah Rasulu (a.s.v) ashabını terbiye ederken onları tüm yönleriyle bir eğitimden geçirmiştir. Onlara sadece Allah’ın haklarını anlatıp bırakmamış bilakis onlara beden eğitimi, yeme içme, sağlığı koruma, tuvalet adabı gibi daha birçok önemli konuda da terbiye etmiştir.

Hafız İbnu Recep bu konu hakkında şöyle demektedir: “İnsanlara güzel ahlakla davranma takvadan kaynaklanan bir durumdur. Takva sadece bununla tamam olur. Birçok insan, takvayı kulların haklarına dikkat etmeksizin sadece Allah’ın hakkını yerine getirmek olduğunu zannetmektedir.”

Yine başka bir yerde:

“Allah’ın hakları ile kulların haklarını birlikte yerine getirme büyük azim bir şeydir. Nebilerden ve sadıklardan başkası da buna güç yetiremez.”
Konunun önemine binaen İmam Nevevi (r.h) şöyle demektedir: “Güzel ahlak, Nebilerin ve Allah dostlarının sıfatlarındandır.”

Maalesef bugünün en büyük eksikliklerinden birisi de ahlaka pek önem verilmemesi ve onu basit bir mesele gibi görülmesidir. Oysa ki Kuran ve Sünnet’e bakacak olursak ahlakın Allah katında çok değerli bir yeri olduğunu müşahede edebiliriz:

Allah Rasulunun (a.s.v) Gönderilme Sebeplerinden Birisi Güzel Ahlakı Tamamlamaktır

Rasullullah (a.s.v) insanlar arasında gerçekleşmesi için gönderildiği en büyük gayelerden birisi de güzel ahlaktır.

Nitekim Nebi (a.s.v) şöyle buyurmuştur:

‫إِنَّمَـا بُعِثْتُ لأُتَمِّمَ مَكَارِمَ الأَخْلاقِ‫

“Ben, ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.”(İmam Ahmed Müsnedi; c: 2, hadis no: 318. Elbani de ‘Silsiletu’l-Ehâdîsi’s-Sahîha’; Hadis No: 45’te hadisin hasen olduğunu belirtmiştir.)

Güzel Ahlak Allah ve Rasulunun (a.s.v)’ın Bizlere Emridir

‫اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَايتَٓائِ۬ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ‫‫

Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder; hayasızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar. İşte Allah, belki düşünürsünüz diye size böyle öğüt veriyor. (Nahl 90)

Kur’an ve Sünnet’te Kulluk Eylemleri Sürekli Ahlaki Unsurlar ile Zikredilmiştir

‫عنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ «الإِيمَانُ بِضْعٌ وَسِتُّونَ شُعْبَةً، وَالحَيَاءُ شُعْبَةٌ مِنَ ‫الإِيمَانِ»

Ebu Hureyre r. a ‘dan rivayete Allah Resulü (s.a.v) şöyle buyurdu: İman yetmiş küsur yahut ta atmış küsur şubedir. Bunların en üstünü La ilahe illallah [Allah’tan başka hakkıyla ibadet edilecek ilah yoktur.] demektir. En aşağısı ise yoldan eziyet verecek şeyleri kaldırmaktır. Haya da imanın bir şubesidir.
[Buhari: 9 Müslim: 35]

Başka rivayette ise:

Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayete göre Allah Rasulu s.a.v şöyle buyurmuştur: Sizden biri oruçlu olduğu zaman kötü sözler söylemesin ve çirkin hareketlerde bulunmasın. Biri kendisine laf attığı veya kendisiyle kavga etmek istediğinde ona ben oruçluyum ben oruçluyum desin. (Müslim: 1151)

Selefiliğin Temel Esaslarından Olan Güzel Ahlak Cennette Girme Sebeplerindendir

‫عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: سُئِلَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ عَنْ أَكْثَرِ مَا يُدْخِلُ النَّاسَ الجَنَّةَ، فَقَالَ: «تَقْوَى اللَّهِ وَحُسْنُ ‫الخُلُقِ»، وَسُئِلَ عَنْ أَكْثَرِ مَا يُدْخِلُ النَّاسَ النَّارَ، فَقَالَ: «الفَمُ وَالفَرْجُ»

Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayete göre, şöyle demiştir: Rasullullah (a.s.v.)’e insanların Cennete girmelerine sebep olan amel hangisidir? Diye sorulduğunda: “Allah’a karşı takvalı olmak ve güzel ahlaktır” buyurdular. İnsanların Cehenneme girmelerine sebep olan amel sorulduğunda da: “Ağızdaki dil ve cinsel organdır” buyurdular. (Tirmizi 2004 Şeyh El-elbani: Hasen)

Güzel Ahlaklı Olanlar; Kıyamette Rasullullah (a.s.v.)’e Yakın Olacaklardır

عَنْ جَابِرٍ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «إِنَّ مِنْ أَحَبِّكُمْ إِلَيَّ وَأَقْرَبِكُمْ مِنِّي مَجْلِسًا يَوْمَ القِيَامَةِ أَحَاسِنَكُمْ أَخْلَاقًا، ‫وَإِنَّ أَبْغَضَكُمْ إِلَيَّ وَأَبْعَدَكُمْ مِنِّي مَجْلِسًا يَوْمَ القِيَامَةِ الثَّرْثَارُونَ وَالمُتَشَدِّقُونَ وَالمُتَفَيْهِقُونَ»، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، قَدْ عَلِمْنَا ‫الثَّرْثَارُونَ وَالمُتَشَدِّقُونَ فَمَا المُتَفَيْهِقُونَ؟ قَالَ: «المُتَكَبِّرُونَ»

Cabir (r.a.)’den rivayete göre, Rasullullah (a.s.v.) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü bana en sevgili ve en yakın olanınız: Ahlakı en güzel olanlarınızdır. Kıyamet günü bana en sevimsiz ve benden en uzak olacak olanlar dengesiz biçimde saçmalayıp boşboğazlıkla insanları rahatsız edenlerle mutefeyhiklerdir.” Ashap: Ey Allah’ın Rasulu! Dediler: Dengesiz ve fakat bu mütefeyhikler kimdir? deyince Rasullullah (a.s.v.) şöyle buyurdu: “Kibirli davrananlardır.” (Tirmizi 2018)

Güzel Ahlak En Hayırlıların Hasletlerindendir

‫كَانَ يَقُولُ: «إِنَّ خِيَارَكُمْ أَحَاسِنُكُمْ أَخْلاَقًا»‫

Abdullah bin Ömer (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Rasullullah (a.s.v) şöyle demiştir: “En hayırlınız ahlakı en güzel olanınızdır” Buhari 6035, Müslim 2321

Güzel Ahlak; Mizanda En Ağır Gelen Bir Şeydir

‫عَنْ أَبِي الدَّرْدَاءِ، أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: «مَا شَيْءٌ أَثْقَلُ فِي مِيزَانِ المُؤْمِنِ يَوْمَ القِيَامَةِ مِنْ خُلُقٍ حَسَنٍ، وَإِنَّ ‫اللَّهَ لَيُبْغِضُ الفَاحِشَ البَذِيءَ»

Ebu Derdâ (r.a.)’den rivayete göre, Nebi (a.s.v.) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü mü‘minin mizanında hiçbir şey güzel ahlaktan daha ağır değildir. Allah kaba ve ahlaksız kişileri asla sevmez.” (Tirmizi 2002 El-Elbani: Sahih)

Güzel Ahlak İmanın Kemaline Delalet Eder

‫عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «أَكْمَلُ المُؤْمِنِينَ إِيمَانًا أَحْسَنُهُمْ خُلُقًا، وَخَيْرُكُمْ خَيْرُكُمْ لِنِسَائِهِمْ»‫

Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayete göre, şöyle demiştir: Rasullullah (a.s.v.) şöyle buyurmuştur: “Müminlerin iman bakımından en mükemmel olanları ahlak yönünden de en güzel olanlarıdır. Sizin hayırlılarınız kadınlarına iyi davrananlardır.” (Tirmizi 1162 El-Elbani: Hasenun Sahihun)

Güzel Ahlak İnsana Verilen En Hayırlı Şeydir

‫قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ، مَا خَيرُ مَا أُعطِى الإنْسَانُ؟ قال: (خُلُقٌ حَسَنٌ)‫‫

(…. Allah Resulü s.a.v’e bir gün sahabe sorar:

Ey Allah’ın Resulü! insana ihsan edilen şeylerin en hayırlısı hangisidir? Rasullullah s.a.v şöyle buyurur: “Güzel ahlaktır” (Buhari Edebul Mufred 291 El-Elbani: Sahih)

Selefiliğin Temel Esaslarından Olan Ahlak Hakkında İbn Kayyım (r.h)’ın Nasihati

İbn Kayyım (r.h) şöyle demiştir:
Güzel ahlak şu dört temele dayanır. Bu dört temelden başkasına dayanması tasavvur edilemez. Bunlar sabır, iffet, şecaat ve adalettir.

  • Sabır, kişiyi tahammüle, öfkeye hâkim olmaya, eza vermekten kaçınmaya, yumuşak huylu ve sakin olmaya tereddütlü ve aceleci olmamaya götürür.

  • İffet, söz ve davranış itibariyle kötü ve çirkin davranışlardan vazgeçmeye ve hayalı davranmaya götürür. Haya her hayrın başıdır. Haya kişiyi fuhşiyattan, cimrilikten, yalandan, gıybetten ve başkaları aleyhine söz getirip götürmekten alıkoyar.

  • Şecaat, kişiyi nefsin izzetine, ahlakı değerleri tercihe götürür. Ayrıca nefsin sevdiğinden ayrılabilmek gücü, cesareti demek olan şecaat, cömertlik ve el açıklığına da götürür. Bu durum nefsi, öfkesini yenmeye ve halim davranmaya götürür. Kişi nefsinin gücüyle ve şecaatiyle nefsinin yuların elinde tutar. Nefsini kötü söz ve saldırganlıktan engeller. Nitekim Allah Rasulu s.a.v şöyle buyurmuştur: Güçlü, kuvvetli kişi rakiplerinin sırtını yerine getiren kişi değildir. Asıl güçlü kişi, öfkelendiği vakit nefsine hâkim olabilendir. [Buhari: 6114]

  • Adalet kişiyi huylarını düzeltmeye, ahlaki davranışında aşırılıklara kaçmadan orta yolu bulmaya götürür. Adalet kişiyi cimrilik ve zeliliğin dengelenmesi anlamına gelen sahavet (cömertlik) ahlakına, korkaklık ve aşırı zulmün dengelenmesi anlamına şecaate, kızgınlık ve suskunluğu dengelemek anlamına gelen hilm ve yumuşaklık ahlakına götürür.
Kötü Ahlakın Temeli De Şu Dört Esasa Dayanır: Cehalet, Zülüm, Şehvet Ve Öfke
  • Cehalet, kişiye güzeli çirkin, çirkini güzel gösterir. Tam olanı eksik, eksik olanı tam gösterir.

  • Zülüm, kişiyi bir şeyi kendi konumunun dışında değerlendirmeye götürür. Bu yüzden kişi kızması gereken yerde susup, rıza gösterir, susup rıza göstermesi gereken yerde ise kızar, öfkelenir. Nerede ne yapacağını bilemez. Cömertlik yapacağı yerde cimrilik, cimrilik yapacağı yerde cömertlik yapar, saçar savurur. Öne geçmesi gereken yerde geri kalır, geri kalması gereken yerde öne geçer. Sert davranacağı yerde yumuşak, yumuşak davranacağı yerde sert davranır. Gururlu davranacağı yerde tevazulu davranırken, tevazulu davranacağı yerde büyüklenir.

  • Şehvet, kişiyi hırsa, aşırı mal sevgisine, cimriliğe, iffetsizliğe, düşkünlüğe, korkaklığa, zelilliğe ve her türlü aşağılığa götürür.

  • Öfke kişiyi kibre, kine, hasede, düşmanlığa ve ahmaklığa götürür. Bu huylardan ikisinin bir araya gelmesiyle yerilmiş ahlak olarak oluşur. (Medaricu’s Salikin: 2\ 31)

Sonuç olarak: Selefilik denildiğinde insanların akıllarına algı oyunları ile bir şeyler oturtulmaya çalışılıyor. Hatta daha ileri giderek selefiliği tüm şerlerin kaynağı olarak, günah keçisi olarak topluma lanse etmeye çalışıyor bazı kesimler. İşin üzücü tarafı bunları yapanların kahir ekseriyeti Müslümanlardan oluşması. Ancak Allah (a.c) nurunu tamamlayacağını, her zaman bir topluluğun hak üzere kalacağından ve yoldan sapmışların onlara zarar veremeyeceğinden haber vermiştir.


Selefiliğin temel esasları olarak öncelikle tevhid ki olmazsa olmaz, Allah’a ortak koşmadan ibadet etme, ikinci olarak dini yaşama da sünnete bağlı kalma, bidatlerden uzak durarak Allah’a ibadet etme, üçüncüsü Allah’ın dinini algılama biçimi olan sahabe menheciyle hareket etme, son olarak Allah’ın hukukunu yerine getirdiğimiz gibi kulların hukukuna da riayet etmek olan, imanın kemaline delalet eden, Muhammed (a.s.v) gönderilme sebeplerinden biri olan güzel ahlak.
Rabbim bu esas ve ilkeleri hakkıyla yaşamaya çalışan kullarından kılsın.
Başarı ve tevkif Allah’tandır.


  1. Bakınız Ankebut 61, Müminun 84 – 90) ↩︎
  2. Buhari 2697, Müslim 1718 ↩︎
  3. Müslim 1017, Müslim Kitabul İlm 6. Bab ↩︎
  4. Nisa 113, Ahzab 34, Bakara 151… ↩︎
  5. Miftahul Cenne Fil-İhticaci Bis-Sünneti S: 20-21 ↩︎

Soru Bölümü