Böyle bir başlığı tercih etmemizin asıl sebebi, birkaç asırdır özellikle ülkemizde bazı kimselerin “Selefiler şefaati inkâr ediyor” diye bir iddia ile ortaya çıkmalarıdır.
Bu çalışmadaki gayemiz, hem Selefilerin şefaat anlayışını ispat etmek, hem de Selefilere muhalif olanların ortaya attıkları iddialara cevap vermektir.
Selefiler, her meselede olduğu gibi bu meselede de referans olarak sahabeyi alırlar. Sahabenin şefaat hakkında söylediklerinden ne fazlasını söylerler ne de onların kabul ettiklerini reddederler. Eğer onlar “şefaat ya Rasulullah” sözünü kullansalardı onlara en güzel şekilde tabi olan selefiler de bu sözü kullanırlardı.
Şefaat meselesi, Ehli Sünnet ile Ehli Sünnete muhalefet eden fırak-ı dalle arasındaki itikadi meselelerdendir. Ehli Sünnet inancına muhalefet eden, bu konuda Ehli Sünnetten ayrılan birtakım fırkalar vardır. Bu fırkalardan bir kısmı şefaat konusunda haddi aşıp tefride giden tasavvuf ehli, bir diğer fırka ise ifratta aşırı gidip şefaati inkâr eden Muteziledir. Bu iki fırkanın da sahabeyle sorunu vardır.
Ehli Sünnetin şefaat inancını inkâr eden ve Ehli Sünnete göre şefaati anlayanlara iftira edenler, Selefileri şefaati inkâr etmekle itham ediyorlar.
Oysa Selefilere saldıran bu batıl fırkalar, Selefilerin şefaati kabul ve ispat ettiğini ve batıl fırkaların itikat ettikleri şefaati kabul etmediklerini de gayet iyi biliyorlar. Ama bize muayyen olarak “Allah falan alime şefaat etme hakkı vermiştir. Biz de ondan şefaat talep ediyoruz” derlerse, işte bu kabul edilecek şefaat türü değildir. Çünkü Allah (c.c.) alimlerin şefaat edeceğini söylemiş, lakin “şu alime şefaat hakkı var” dememiştir.
Batıl fırkanın bizden inanmamızı istediği şefaat türü şöyledir: “şefaat ya Rasulullah” veya “şefaat sendendir ya Rasulullah” veya “şefaat ya Abdülkadir Geylani” gibi Kuran ve Sünnet’te Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği şefaat türleridir. Çünkü şefaat bir duadır. Dua bir ibadettir. Bu sebeple şefaat Allah’tan istenir.
Şefaatin Sözlük ve Istılahi Anlamı
İbn Useymin rahimehullah şöyle demiştir: “Sözlükte Şefaat kelimesi [شفع يشفع] kökünden gelen bir isimdir. Bir şeyi ikilemek anlamına gelir. Tek kelimesinin zıddıdır. Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:
وَالشَّفْعِ وَالْوَتْرِۙ
“Çifte ve teke, yemin olsun” [Fecr: 3]
Istılahta şefaat kelimesi, bir menfaatin celbi veya bir zararın defi için başkalarına aracılık etmektir.
Menfaatin celbine örnek: Allah Rasulü (s.a.v)’in cennetliklerin cennete girmesi için yapacağı şefaattir.
Zararın defedilmesine örnek: Cehennemi hak eden kimselerin cehenneme girmemeleri için yapacağı şefaattir.”
[Mecmu’u-l Fetâva ve Resâilu El Useymin: Cilt 9 / Sayfa: 322]
Burada gördüğünüz gibi İbn Useymin, Selefin menhecine tabi olan bir imam olarak bilinmesine rağmen, kitabında şefaate imandan bahsetmiştir.
Şefaat, Sahih ve Batıl Olarak İkiye Ayrılır
Şefaat, Kuran ve Sünnet’te geldiği gibi; birincisi: sahih şefaat, ikincisi: batıl şefaat diye ikiye ayrılır. Selefilerin itimat ettiği hocalardan biri olan İbn Useymin rahimehullah bu konuda şöyle demiştir:
“Şefaat iki kısma ayrılır: sahih (ispat edilen) şefaat, batıl (inkâr edilen) şefaat“
[Mecmu’u-l Fetâva ve Resâilu El Useymin: Cilt 8 / Sayfa: 524]
Sahih Şefaat
Allah Azze ve Celle’nin Müslümanlar için ispat ettiği şefaat türüdür. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Allah katında, O’nun izin verdiği kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz” [Sebe: 23]
Yine Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:
“De ki: Bütün şefaat Allah’ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra O’na döndürüleceksiniz” [Zümer: 44]
Yine şefaati ispat eden hadislerden biri de şöyledir:
Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayete göre Allah Rasulü (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Her bir Nebi’nin, kabul edilmiş bir duası vardır. Her bir Nebi bu duasını kullandı. Ancak ben duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat etmek için sakladım. Ümmetimden Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamış kimseler bu şefaate nail olacaklar inşallah.”
[Sahih-i Müslim 199 – 338]
Batıl Şefaat
Müşriklerin ibadet ettikleri (aracı edindikleri) putlardan şefaat beklemeleridir. Ve müşrikler onların Allah katında kendileri için şefaat edeceklerini zannederler. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez” [Bakara: 48]
“Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere ibadet ediyorlar. [aracı ediniyorlar] Ve işte bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir derler. De ki: Siz, Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir” [Yunus: 18]
Şefaat Konusunda Selefilere İtham Edilen Şüpheler ve Cevapları
Mutezile, Kuran’daki ayetleri kendilerine göre delili alıp şefaatin yok olduğunu söyleyerek Selefilere reddiye olarak şu ayeti delil alıyorlar:
“Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez” [Bakara: 48]
Bu ayetteki “hiçbir kimseden şefaat kabul olunmaz” sözünü alarak şefaatin olmadığını iddia ederler.
Selefilerin bu konudaki cevabı şöyledir: Burada kast edilen kâfirlerdir. İnkârcıların şefaatçileri yoktur. Çünkü bu ayetin siyak (öncesi) ve sibakı (sonrası) ve diğer ayetler ve şefaati ispat eden ayetler bunun apaçık delillerindendir.
Tasavvufçular nebileri, Rasulleri, şehitleri, sıddıkları, -ki bu konuda Selefilerle müşterektirler- bunların şefaat edeceklerini kabul ederler ama Allah’ın ve Rasulü’nün göstermediği bir yolla şefaat talebinde bulunurlar ve kendilerine şefaat hakkı verilmemiş olanlardan muayyen olarak şefaat isterler.
Tasavvufçuların düşündüğü gibi her âlim şefaat edemeyecektir, sadece Allah’ın izin verdiği âlimlerin şefaat etme hakları vardır.
Selefiler Şefaati Reddeder mi?
Müslüman olan bir kişinin şefaati inkâr etmesi mümkün değildir. Çünkü şefaat, Kuran ve Sünnet’te sabit olarak gelmiştir. Tabi ne tasavvuf ehlinin inandığı gibi bir şefaat ne de Mutezilenin reddettiği gibi bir şefaat değildir.
Allah (cc) şöyle buyuruyor:
“O gün Rahmân’ın katında, kendisine söz ve izin verilenler dışında hiç kimse şefaat etme yetkisine sahip olamayacaktır.” [Meryem: 87]
Yine Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
“Allah, onların geleceğini de geçmişini de bilir. Onlar ancak Allah’ın razı olduğu kimselere şefaat edebilirler. Hepsi de O’na duydukları derin korku ve saygı sebebiyle tir tir titrerler.” [Enbiya: 28]
Yine hadisi şerifte şöyle gelmektedir:
Ebu Hureyre (r.a) şöyle demiştir: “Allah Rasulü (s.a.v)’e ‘Belki böylece Rabbin seni övülecek bir makama yükseltir.’ [İsra suresi 79. Ayet] hakkında soruldu. Allah Rasulü (s.a.v) de ‘O şefaattir’ buyurdu.”
[Sünen-i Tirmizi: 3137] [Elbani: Sahih]
Şefaati Kabul Etmek, İslam’ın Rükünlerinden midir?
Şu hadisten dolayı selefiler şefaat ayetlerini kabul ederler. İmran b. Husayn’ın naklettiğine göre Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Muhammed’in şefaatiyle birtakım insanlar ateşten çıkar ve cennete girerler. Onlara ‘Cehennemlikler’ diye isimlendirilirler” [Buhari: 6566]
Yine Selefiler, şefaat edicilerin de şefaat edeceğini kabul ederler. Ama Allah’ın izni olmadan onların şefaat etmeyeceklerine inanırlar. Şefaatin bir dua olduğuna, duanın bir ibadet olduğuna ve ibadetin yalnızca Allah’a arz edilmesi gerektiğine inanırlar.
Ayrıca hiçbir sahabenin ve tabiinin veya onlardan sonra gelen hayırlı neslin birbirinden ismen veya birisinin Allah Rasulü (s.a.v)’den “şefaat ya Rasulullah” dediğini ne Kuran’da ne Sünnet’te ne de gelen eserlerde görmediğimize göre, böyle bir şefaat talebinde bulunmanın sahabenin yolu olmadığını görüyoruz. Çünkü şefaat, şimdiki tasavvuf ehlinin veya onun zıttı olan Mutezilenin inandığı gibi bir kavram değildir. Aksine onun şartları vardır. Eğer bu şartlar bu şefaat kavramında bulunursa bu İslam’dan olur.
Ehli Sünnetin Şefaat Anlayışındaki Kaidesi

Birincisi: Allah’ın şefaatçiden razı olması, İkincisi: Allah’ın şefaat edilenden razı olması. Ancak mahşer yerindeki en büyük şefaat, Allah’ın razı olduğu ve razı olmadığı bütün insanları kapsar. Üçüncüsü: Allah’ın bu şefaate izin vermesi. İzin ancak Allah’ın şefaatçiden ve şefaat edilenden razı olduktan sonra çıkar.”
[Mecmu’u-l Fetâva ve Resâilu El Useymin: Cilt 8 / Sayfa: 524]
1. Allah’ın Şefaatçiden Razı Olması
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur:
“Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.” [Enbiya: 28]
2. Allah’ın Şefaat Edilenden Razı Olması
Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:
“Göklerde nice melekler vardır ki Allah’ın dileyip razı olduğu kimse için izin vermesi dışında onların şefaatlerinin hiçbir faydası yoktur.” [Necm: 26]
3. Allah’ın Bu Şefaate İzin Vermesi
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Yine o gün, Rahman’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.” [Taha: 109]
İbn Useymin rahimehullah şöyle demiştir: “Allah Rasulü (s.a.v)’in üç tür şefaati vardır. Şefa’atu’l Uzma \ Büyük Şefaat, Cennetliklerin cennete girmeleri için yapacağı şefaat, Cehennemi hak edenlerin cehenneme girmemeleri için ve cehenneme girenlerin cehennemden çıkmaları için yapacağı şefaat.
[Mecmu’u-l Fetâva ve Resâilu El Useymin: Cilt 8 / Sayfa: 524]
Selefiler, Kimlerin Şefaat Edeceğini Kabul Ediyor?
Selefiler; Nebilerin, sıddıkların, şehitlerin, Kuran’ın (Bakara ve Âl-i İmrân surelerinin) şefaat edeceğini kabul ediyor (tabi bunların hepsi Allah’ın izni çerçevesinde olacak). Buna rağmen nasıl şefaati inkâr ettiklerini söylüyorlar? Ve nasıl olur da hak davaya saldıran bu batıl fırkalar “Selefiler şefaat edicileri de inkâr ediyor” diyorlar? Gerçekten bu konuda insaflı olmak gerekir.
Şefaat Allah’tan mı istenir Rasul’ünden mi?
Şefaat yalnızca Allah’tan istenir. Şimdikilerin yaptığı gibi “şefaat ya Rasulullah” demek kesinlikle Allah’tan başkasına yapılan bir duadır. Çünkü Rasulullah (s.a.v) vefat etmiştir. Senin duanı işitemez.
Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:
“Şüphesiz, sen ölülere işittiremezsin. Dönüp gittikleri zaman çağrıyı sağırlara da işittiremezsin.” [Rum: 52]
Şefaat ancak Allah’tan istenir. O’nun izni olmadan kimse şefaat edemez. Allah (cc) şöyle buyuruyor:
“De ki: ‘Şefaat etme yetkisi bütünüyle Allah’a aittir'” [Zümer: 44]
Yine Allah Azze ve Celle başka bir ayeti kerimede şöyle buyurmaktadır:
“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmadan O’nun huzurunda kim kalkıp da şefaat edebilir?” [Bakara: 255]

Selefiliğin Esas Görüşü, Şefaati Yalnızca Allah’a Has Kılmaktır
Bu konuda Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır: “De ki: ‘Şefaat etme yetkisi bütünüyle Allah’a aittir; göklerin ve yerin hükümranlığı O’nun elindedir, sonunda kaçınılmaz olarak dönüp O’na varacaksınız.'” [Zümer: 44]
Yine Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla (Kuran ile) uyar. Onlar için Rablerinden başka ne bir dost ne de bir şefaat edici vardır; belki sakınırlar.” [En’am: 51]
Allah (cc) yine şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da işleri yerli yerince idare ederek arşa istiva eden Allah’tır. O’nun izni olmadan hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte O Rabbiniz Allah’tır. O halde O’na kulluk edin. Hâlâ düşünmüyor musunuz?” [Yunus: 3]
Bu konuda birçok ayet ve hadis bulunmaktadır. Bunların hepsini zikretmeye kalksak makalemiz hayli uzayacaktır.
Selefilerin Şefaat Konusunda İtimat Ettiği Kitaplar
Selefilerin şefaati kabul edip etmediğini öğrenmek için, Selefin kitaplarına dönmek lazım. Mesela Selefi âlimlerden olduğu bilinen imamların kitaplarından birkaçı şunlardır:
- Ahmed b. Hanbel’in “Usûlü’s-Sünne” Kitabı
- İmam Tahavi’nin “Akidetu’t-Tahaviyye” (şerhli) kitabı
- Harb b. İsmail el-Kirmani’nin “Kitabu’s-Sünne” kitabı
- İbn Teymiye’nin “Mecmû’u’l-Fetâvâ”sındaki şefaat bölümü
- “Fethu’l-Mecid Şerhu Kitabi’t-Tevhid” kitabı
- Şeyh Mukbil b. Hadi el-Vâdi’î’nin “eş-Şefaa” adlı kitabı
Daha birçoğu vardır. Bu gördüğünüz kitaplar, Selefilerin itimat ettiği kitaplar ve hocalardır. Bu kitaplara veya Selef akidesine mensup olduğunu söyleyen hocaların akide kitaplarına baktığınızda, hep Mutezile’ye karşı şefaati ispat etmişler ve onun zıttı olan tasavvuf ehline de, onların inandığı gibi ne Kuran’da ne de Sünnet’te bir şefaatin olmadığına dair reddiyeler vermişlerdir.
Son Söz
Görüldüğü üzere Selefilerin şefaati inkâr ettiğini söyleyenlerin dayandıkları kuvvetli hiçbir delil yoktur. Özellikle tasavvuf ehli, kendi gibi inanmayan herkesin, Ehl-i Sünnetin esasını inkâr ettiğini ortaya atmıştır.
Üzerimize düşen, hak olan davaya sarılıp, Kuran ve Sünnet ile yetinmektir.
Kuran ve Sünnet’te olmayan her amel merduttur (reddedilmiştir). Allah Rasulü (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: “Kim bizim dinimizde olmayan bir şey yaparsa o merduttur, makbul değildir.” (Müslim 1718)
Aynı düşüncede olmasak dahi muhalifimiz olan fırkaya insaflı davranmamız gerekir.
Bu makaledeki hatalar nefsimizden, başarı ise Allah’tandır. Allah en doğrusunu bilir.













