Anasayfa > Selefilik > Selefiliğin Tarihçesi

Selefiliğin Tarihçesi

Selefiliğin Tarihi

Her mezhepte olduğu gibi Selefiliğin tarihçesi de bulunduğu konum hasebi ile çok konuşulmuştur. Ama genelde muhaliflerin anlatılarına bakıldığında Selefi adı altında harici zihniyetin tarihçesini konuşup. Yine meseleyi Selefiler’den değil de başka kaynaklardan zikretmişlerdir. Zaten Selefiliğin gerçek süreci anlatılsa kimse tarafından ne suiistimal edilebilir ne de terör ile yan yana zikredilebilirdi. Açıkçası makaleye nereden giriş yapsak diye epeyce düşünmek gerekir. Çünkü herkes Selefiliğin tarihçesi hakkında kendi lehine bir yalan atmıştır. Kimisi konuya istemeye istemeye Ahmed ibn Hanbel’den başlamış. Kimisi İbn Teymiyye ile kimisi Abdulvahap ile kimisi Osmanlı’nın dağılması sebebi ile güya radikal Müslümanların bu süreci başlattığını söylemiştir.

Lakin görülen o ki kimse Selefiliği anlamaya çalışmamış. Çünkü eğer anlamaya çalışsalardı birisi bu konuyu çıkıp Selefilere sorma ihtiyacı duyardı. Yine başta 4 mezhep imamı olmak üzere neden bütün Ehli Sünnet alimlerinin kendini Selefi Salih’in yoluna nispet ettiklerini anlardı. Ve mesela sorardı sahi bizim mezhep imamlarımızın akidesi mi bozuk ki biz akidede Maturidi, Eş-ari olmuşuz?

Sonra yine araştırsalardı aslında bağlı oldukları mezhep imamlarının da akidede Selefi Salih’in yolunda olduğunu görürlerdi. İşin özü kardeşlerim aslında Selefiliğin ilk çıkışı demek dinin en temiz pınarının ilk çıktığı ana göze ulaşmak demektir.

Selefiliğin Tarihçesine Derinlemesine Bir Bakış…

Öncelikle Selefiliği anlamak için akide konusunun ihtilaf edilebilir bir zemin olmadığından başlayalım.

Akide meseleleri tartışmaya açık ya da ihtilaf edilebilecek konular değildir. Eğer dinin asıllarını oluşturan bu meseleler tartışmaya açık ya da ihtilaf edilebilir konular olsaydı, Müslümanlar hiçbir zaman tam manası ile kardeş kalamaz bilhassa daha da büyük parçalanmalara maruz kalırdı. Çünkü asıllarında birleşilmeyen dinin toplayıcılığı kalmazdı. Bu sebeple Ehli Sünnet âlimleri ne cedelde ne de ihtilafta rahmet olmadığını icma ile kabul etmiş ve bu konuda zikredilen meşhur hadisin zayıf olduğunu zikretmişlerdir.

Naslara baktığımızda gelen ayet ve sahih hadislerin tamamı göstermektedir ki ihtilaf defaten zemmedilmiştir. Bu sebeple Kuran’da ve Sünnet’te özellikle akide meselelerinde tercih sunulmamıştır. Nitekim akide dediğimizde cezm edici bizlerle müşrikleri, Yahudi ve Hristiyanları ayıran keskin çizgilerdir. Bu sebeple özellikle akide mevzularında kesinlikle müsamaha gösterilmemektedir. Bir kimse ilmine ya da cehaletine göre dinde furu olan bir meselede hata ederek sadece bir günah sahibi olurken ya da affedilebilirken; akaid meselelerinde yerine göre küfre, şirke düşe bilir, ya da bidat sahibi olabilir. Bu sebeple dinin asıllarını oluşturan bu meselelerde kişinin adımlarını çok dikkat ederek atması önemle haizdir.

Toplumumuzda akide dediğimizde her ne kadar dinin asılları olarak zikredilse de hocalar tarafından yetirince halka eğitim verilmediği açıktır. Hatta öyle ki gerek televizyon programlarında gerek internet mecralarında özellikle duygulara hitap etmek için birçok siyer dersleri, fıkıh dersleri tefsir dersleri verilmektedir. Lakin abdestin ahkâmı dört dörtlük bilinse de tevhidin rükünleri ya da imanın gerekliliklerinin bilinmediği bir toplum nasıl tam manası ile tevhit ehli olabilir ki?

Bilinmesi gereken bir diğer mesele ise dinde Müslümanları toplayıcı unsurların her zaman akidede icma ile mümkün olduğu sabittir. Dinin asıllarında birleşemeyen bir toplum cüzlerinde asla birleşemez. Nitekim fıkıhta sahabede de birçok meselede ihtilaf olsa da onları kardeş kılan değerler asıllar yani akide meseleleri olmuştur. Bu sebeple ümmet içerisinde ne zaman bir fitne olsa ne zaman Müslümanların başına bir musibet gelse sünnet imamlarının hemen bir akide kitabı telif ettiğini görürüz.

Şüphesiz toplumları birleştiren en yüce gaye Allah’ın tüm Âdem oğlunu mükellef kıldığı ortak gaye olan kulluk ve tevhit gayeleridir. Selefiliğin tarihçesini konuşacak isek en başa yani sahabe nesline dönmek zorundayız. Çünkü pınarın bulandırılmamış en saf ve temiz halini sadece orada bulabiliriz. Bu sebeple Ashabı kiram Allah ve Resulü tarafından tezkiye edilip örnek gösterilmiştir. Yine bu ümmet onların yolundan gitmeden sapkınlığa düşüleceği hususunda tembih edilmiştir.

وَالسَّابِقُونَ الْاَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرٖينَ وَالْاَنْصَارِ وَالَّذٖينَ اتَّبَعُوهُمْ بِاِحْسَانٍۙ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي تَحْتَهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَٓا اَبَداًؕ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُ

Öne geçen ilk muhacirler ve Ensar ile onlara güzel bir şekilde tabi olanlar var ya, işte, Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedi kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş.1

فَإِنْ آمَنُوا بِمِثْلِ مَا آمَنْتُمْ بِهِ فَقَدِ اهْتَدَوْا وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا هُمْ فِي شِقَاقٍ فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa doğru yolu bulmuş olurlar, dönerlerse mutlaka anlaşmazlık içine düşmüş olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter. O işitendir, bilendir.2

وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدٰى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبٖيلِ الْمُؤْمِنٖينَ نُوَلِّهٖ مَا تَوَلّٰى وَنُصْلِهٖ جَهَنَّمَۜ وَسَٓاءَتْ مَصٖيرًا۟

Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Resule muhalefet eder ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve alır cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.3

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بن مسعود رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: (خَيْرُ النَّاسِ قَرْنِي، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ

Abdullah bin Mesud dan gelen rivayette Allah Resulü sav şöyle buyurdu. “Ümmetimin en hayırlısı benim asrımda yaşayanlardır. Sonra onlara tabi olanlar (tabiinler) Sonra da onlara tabi olanlardır (etbaut tabiun) dur.4

Ayetlerde Allahu Azze ve Celle’nin sizin inandığınız gibi ifadesi tekil olmadığı için Rasul (sas)’a tabi olanları kast ettiği açıktır. Yine Nisa suresinde müminlerin yolundan başka bir yola gidenlere azabın müjdelenmesinden buradaki ifadenin üzerlerine rahmanın ayetlerinin indirilip Allah ve Resulü tarafından tezkiye edilen topluluğa uymanın vacip olduğunu, uymayanlara ise korkutucu bir vaid olduğunu açıkça anladık.

İşte selef ifadesi de tam burada başlamıştır. Yani Müslümanlar Allah’ın ve Resulü as bu emirleri doğrultusunda sahabe ve ondan sonra gelen tabiin ve tebei tabiine nesillerine uymuş ve bu doğrultuda Selefi olarak isimlendirilmiştir.

Bununla beraber bu menhece ve akideye mensup olanların sadece İbn Teymiye, İbn Kayyım değil başta 4 mezhep imamı olmak üzere tüm Ehli Sünnet alimlerinin davet ettikleri yolun aslında Selefi Salih’in yolu olduğunu alimlerimizin eserlerinde de görmekteyiz.

İmam Ebu Hanife rhm şöyle demiştir: “Hadis sahih olduğunda, benim mezhebim, hadistir.”5

Ebu Hanife rhm şöyle demiştir: “Bir kimsenin nereden aldığımızı bilmeden bizim sözümüzü alması (onunla amel etmesi) helal olmaz!”6

Yine İmam malik şöyle demiştir: “Rasulullah sav dışında her insanın sözlerinin bir kısmı alınıp, bir kısmı terk edilebilir. Rasulullah sav ise müstesnadır.”7

Bununla beraber bazı iddialara cevap verecek olursak bunlardan ilki şudur.

Selefi Salih’in yoluna tabi olma ifadesi Ahmed İbn Hanbel rhm ile Kuran mahluktur diyenlere karşı adeta bir slogan şeklinde asla dönmenin gerekliliği için aktarılmıştır. Yine bu kesim aynı dönemde islam coğrafyasında Yunan felsefesi ile beraber bazı çirkin söylemlerin yayılmasına cevap niteliğinde kullanılmıştır denir.

Lakin bu iddialar batıldır. Velev ki bunlara karşı dahi olsa dinin asıllarına ve selefe dönmenin gerekliliği sadece alimlerin sözleri ile değil ayet ve hadislerde de belirtilmiştir.

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ -صلى الله عليه وسلم- « لَيَأْتِيَنَّ عَلَى أُمَّتِى مَا أَتَى عَلَى بَنِى إِسْرَائِيلَ حَذْوَ النَّعْلِ بِالنَّعْلِ حَتَّى إِنْ كَانَ مِنْهُمْ مَنْ أَتَى أُمَّهُ عَلاَنِيَةً لَكَانَ فِى أُمَّتِى مَنْ يَصْنَعُ ذَلِكَ وَإِنَّ بَنِى إِسْرَائِيلَ تَفَرَّقَتْ عَلَى ثِنْتَيْنِ وَسَبْعِينَ مِلَّةً وَتَفْتَرِقُ أُمَّتِى عَلَى ثَلاَثٍ وَسَبْعِينَ مِلَّةً كُلُّهُمْ فِى النَّارِ إِلاَّ مِلَّةً وَاحِدَةً قَالُوا وَمَنْ هِىَ يَا رَسُولَ اللَّهِ قَالَ مَا أَنَا عَلَيْهِ وَأَصْحَابِى

Abdullah bin Amr r.a. dan, şöyle dedi: Allah Rasulu s.a.v. Beni İsrail’in başına gelen her şey, ümmetimin de başına gelecektir. Nalın, nala benzediği gibi, eğer onlardan alaniyyeten annesiyle zina eden olduysa, benim ümmetimde de bunu yapan olacaktır. Beni İsrail yetmiş iki fırkaya ayırtılmıştır. Benim ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, hepsi ateştedir, bir tanesi hariç, o fırka hangisidir ey Allah’ın Resulü dediler. Benim ve ashabımın yolu üzere bulunanlardır, buyurdu.8

Burada asıllara dönmenin gerekliliği ile alakalı Resulün emri çok açıktır.

Yine aynı iddiaların devamında o dönem alimlerinin sakındırdığı kelam ilmi ve felsefenin aslından Yunan felsefesi olduğunu söylemişlerdir. Devam eden süreçlerde ise bu felsefenin Yunan mantığından arındırıldığını ve günümüz kelam ilminin inşa edildiğini de eklemişler. Lakin burada bir problem vardır. Kelam ilminden başta 4 mezhep alimi olmak üzere zaten birçok Ehli Sünnet Alimi de sakındırmıştır.

Aslı bozuk bir anlayış üzere nasıl bir akide inşa edilebilir. Yine Allah azze ve cellenin tamama erdirdiği bir dinin üzerine bir söz dahi eklemek kimin haddinedir. Yüce Allah maide suresi 3. Ayette şöyle buyurmuştur.

Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım, sizin için din olarak İslâm dan razı geldim.

El hülasa kurtulan fırkadan olmamızın reçetesi en son zikrettiğimiz hadiste de bildirildiği üzere Resulün ve ashabının yolu üzere olmaktır.

Diğer bir anlatıya göre de bu anlayışın başlangıcı, sadece İbn Teymiye’ye dayandırılmış ve akideyi ilk onun ortaya attığını söylemiştir. Lakin yukarıda zikrettiğimiz gibi Selefilik hiçbir zaman bir alimin sonradan ortaya attığı bir görüş değildir. Selefi Salih’in yolundan gitmek yukarıdaki ayet ve hadislerde Allah ve Resulü (sas) bizlere bir emridir.

Selefiliğin Tarihçesi

Bu selim akideyi sadece Muhammed İbn Abdulvahap’a dayandıranlarda isabet edememiştir. Çünkü onların Selefi Salih’inin yoluna davet eden söylemleri tekrar ile söylemeliyiz ki zaten ayet ve hadisler ile bizlere öğütlenmiş, en başta 4 mezhep alimininde kullanmış olduğu bir dildir.

Yine Selefilere iftira atan bu sapkın hocalar medreselerinde ne imam Ebu Hanife’nin Fıkhul Ekberini nede İmam Şafinin El Um kitabını okutma cesaretini gösterememişlerdi. Çünkü eğer okutsalar onlarında Selefi Salih’in yoluna davet ettiğini görülecekti.

Yine cehaletlerinin geldiği nokta o kadar karanlıktır ki bazıları imam Ebu Hanife’nin, Maturidi olduğunu. İmam Şafinin de Eş ari olduğunu zanneder halbuki 4 mezhep imamının kitaplarında davet ettiği akide Selefi Salih’in akidesidir.

Selefiliğin idrak edilememesinin bir sebebi ise günümüzde insanların dini sürekli bir kimsenin tekelinde yaşamış olmasındandır. Bundan dolayı zaman zaman Selefilere İbn Teymiyyeci ya da Vahhabi ifadeleri kullanılmıştır.

Yani bazıları bir kişiye bir alime, mürşide, hocaya bağlılığı Allah ve Resulü as önüne geçirince bizimde bu akidede sadece birisine bağlı olacağımızı zannetmektedirler.

يَٓا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا لَا تُقَدِّمُوا بَيْنَ يَدَيِ اللّٰهِ وَرَسُولِهٖ وَاتَّقُوا اللّٰهَؕ اِنَّ اللّٰهَ سَمٖيعٌ عَلٖيمٌ

Ey iman edenler! Allah’ın ve Resulünün önüne geçmeyin. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.9

Lakin Ehli Sünnet alimlerinin tamamı bu dinin hepimize ulaşmasında, güzel anlaşılmasında çok gayret etmiş. Bununla beraber sadece Allaha ve Resulü (as)a, sahabenin ve salih selefin anlayışı ile davet etmişlerdir. Mutlak itaat sadece Allaha ve Resulünedir. Salih selef ise bize bu konudaki örnekliği ile Allaha ve Resulü as nasıl uymamız gerektiğini öğretmiştir. Bu sebeple Selefiliğin tarihçesi dediğimizde aslında pek çok yalan dolu iftiralar olduğunu görmekteyiz. Hak erler ile bilinmez erler hakka göre tespit edilir. Yani Kuranda ve sünnette tezkiye edilip kendilerine uyulması istenen Selefi Salih’in yoludur. Onlar ise ilk üç nesildir. Ehli Sünnet âlimleri de hep bu yola davet etmiştir. Yani diğer tarihi söylemlerin ne mesnedi vardır nede bize faydası. Önemli olan hakka tabi olmaktır.

اَلَّذٖينَ يَسْتَمِعُونَ الْقَوْلَ فَيَتَّبِعُونَ اَحْسَنَهُؕ اُو۬لٰٓئِكَ الَّذٖينَ هَدٰيهُمُ اللّٰهُ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ

Tâğut’a kulluk etmekten kaçınıp, Allah’a yönelenlere müjde vardır. (Ey Muhammed!) Dinleyip de sözün en güzeline uyan kullarımı müjdele. İşte Allah’ın doğru yola ilettiği kimseler onlardır. Gerçek akıl sahipleri de onlardır.10

Selefiliğin Tarihi


  1. Tevbe Suresi 100. Ayet ↩︎
  2. Bakara Suresi 137. Ayet ↩︎
  3. Nisa Suresi 115. Ayet ↩︎
  4. Buhari 2652 Müslim 2533 ↩︎
  5. İbni Abidin Hâşiye 1/63, Resmul-Müfti 1/4, Şeyh Salih el-Fellâni İkaz’ul-Himem 62 ↩︎
  6. İbni Abdilberr el-İntika fi Fedaili’s-Selaseti’l-Eimmeti’l-Fukaha 145, İbnu’l-Kayyim İ’lamu’l-Muvakkıîn 2/309, İbni Abidin el-Bahru’r-Raik’in Haşiyesi 6/293, Resmu’l-Müfti 29, 32, Şarani el-Mizan 1/55, Abbas ed-Dûrî İbni Main’in Tarihinde 6/77/1 ↩︎
  7. İbni Abdilhadi İrsâdû’s-Salik 1/227, İbni Abdilberr el-Câmi 2/91, İbni Hazm Usulü’l-Ahkam 6/145, 179 ↩︎
  8. Tirmizi 2853 elbani hasen ↩︎
  9. Hucurat Suresi 1. Ayet ↩︎
  10. Zümer 17-18 ↩︎

Soru Bölümü