Makalemize başlık olan bu soru “Selefilik İbn Teymiyyecilik midir?” son zamanlarda Türkiye’de İslami camia arasında çokça sorulan sorular arasında yerini almaktadır. Bizler de bu makalemizde mezkûr sorunun cevabını birkaç soru ve cevap halinde sizlere arz etmeye gayret edeceğiz.
Selef Kelimesinin Manası Nedir?
Selef Kelimesinin Lugat Manası: Kur’an’ı Kerim’de Bakara Suresi 275, Nisa Suresi 22, Nisa Suresi 23, Maide Suresi 95, Enfal Suresi 38, Yunus Suresi 30 Hakka Suresi 24 ve Zuhruf Suresi 56. ayetlerin tamamında selef kelimesi “önceki” veya “geçmiş” manasında kullanılmaktadır.
Mesela Nisa Suresi 22. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
وَلَا تَنْكِحُوا مَا نَكَحَ اٰبَٓاؤُ۬كُمْ مِنَ النِّسَٓاءِ اِلَّا مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَمَقْتًاۜ وَسَٓاءَ سَب۪يلًا۟
“Geçmişte olanlar bir yana, babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin; çünkü bu bir hayasızlıktır, iğrenç bir şeydir ve kötü bir yoldur.”
Görüldüğü üzere سَلَفَۜ kelimesi bu ayette de “geçmiş, önceki” manasında kullanılmıştır. Binaenaleyh سلف “Selef” kelimesi خلف (Halef) yani sonraki manasının zıttı olarak kullanılır. Bu kelime bizim dilimizde de çok kullanılan bir kelimedir. Falan kişi falan kişinin selefidir veya falan kişi falan kişinin halefidir denilir.
Selefi Kimdir?
Selef kelimesinin lügat manasının “önceki” olduğu anlaşıldı ise, öncekilere uyanlara da bu kelimeden türetilen selefi denilir. Yani selefi demek kendinden öncekilere iktida eden, tabi olan veya uyan demektir. Peki öncekiler kimdir? Öncekilerden kasıt sadece İbn Teymiyye midir?
Selefilerin “Selef” Dedikleri Kimdir?
Buraya kadar zikredilen tarifler, ister istemez “Selef Kimdir?” sorusunu sordurtmaktadır. Selef “öncekiler” demekse, selefi de “öncekilere uyan” demekse peki kendilerine uyulan öncekiler yani selef kimdir? kimlerdir?
Kendilerine uyulan, öncekiler ile kastedilenler İslam’ın ilk üç asrıdır. Yani Rasulullah’ın ashabı, tabiin ve etbau’t tabiindir. Selef kelimesi ile kastedilenin ilk üç asır olduğunun delili ise şu hadisi şerifti:
عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بن مسعود رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: (خَيْرُ النَّاسِ قَرْنِي، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ، ثُمَّ الَّذِينَ يَلُونَهُمْ،
Abdullah İbn Mesud (r.a) dedi ki: Nebi (s.a.v) şöyle buyurdu: “İnsanların en hayırlısı benim asrımda olanlar, sonra sonra gelenler, sonra da sonra gelenlerdir.”1
Bu hadisi şerif ilk üç asrın, Rasulullah (s.a.v)’ın dili ile sair zamanlara üstün kılındığını ispat etmektedir. Aynı zamanda selefin yani ilklerin bir diğer ifade ile öncekilerin de kim olduğunu ortaya koymaktadır. Zira Rasulullah (s.a.v)’a ilk iman edenler, İslam davasını ilk yüklenenler, İslam’ın intişarı için ilk harekete geçenler yani her hayırlı işin selefi, ilkleri, öncekileri onlardı. Birçok ayeti kerimede de bizlerin ilklere, öncekilere yani selefe ittiba etmemiz emredilmektedir.
Bu ayetlerden bazıları şöyledir:
Bakara Suresi 137. Ayet:
فَاِنْ اٰمَنُوا بِمِثْلِ مَٓا اٰمَنْتُمْ بِه۪ فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ وَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّمَا هُمْ ف۪ي شِقَاقٍۚ فَسَيَكْف۪يكَهُمُ اللّٰهُۚ وَهُوَ السَّم۪يعُ الْعَل۪يمُۜ
“Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse hidayete ermiş olurlar; eğer yüz çevirirlerse mutlaka anlaşmazlık içine düşmüş olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter. O işitendir, bilendir.” Bu ayette “siz” zamirinden kasıt sahabedir. Zira Allah Azze ve Celle hiçbir zaman Rasulullah (s.a.s)’a “Siz” diye hitap etmemiştir. Cemi müzekker sigası ile değil müfred muhatab sigası kullanmış yani “Sen” demiştir. Bu ayette ise gerek sahabelerin muhatapları gerek sahabeden sonra gelenlerin cemisinin bu dini sahabe gibi anlamaları emredilmiştir. Yani bizlere sahabeye / selefe ittiba Allah Azze ve Celle tarafından emredilmiştir.
Nisa Suresi 115. Ayet
وَمَنْ يُشَاقِقِ الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ الْهُدٰى وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَب۪يلِ الْمُؤْمِن۪ينَ نُوَلِّه۪ مَا تَوَلّٰى وَنُصْلِه۪ جَهَنَّمَۜ وَسَٓاءَتْ مَص۪يرًا۟
“Her kim kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, Resule muhalefet ederek müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir.” Bu ayette de “Müminler” derken sahabe kastedilmiştir. Zira Rasulullah (s.a.v) döneminde ve sonrasında Allah’ın imanlarına şahitlik ettiği ve tezkiye ettiği tek topluluk sahabelerdir. Onlara mümin ismini veren Allah’tır. Bizleri de onların yolundan yani onların Rasulullah’ı anladıkları yoldan yüz çevirir isek cehennemle tehdit etmiştir.
Tevbe Suresi 100. Ayet
وَالسَّابِقُونَ الْاَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِر۪ينَ وَالْاَنْصَارِ وَالَّذ۪ينَ اتَّبَعُوهُمْ بِاِحْسَانٍۙ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَاَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي تَحْتَهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَٓا اَبَدًاۜ ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ
(İslâm dinine girme hususunda) öne geçen ilk muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar var ya, işte Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Allah onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük kurtuluştur.”
Bu ayeti kerime ashabın tezkiyesi hususunda ilk iki ayete nispeten daha hususi olsa da Allah Ensar ve Muhaciri bize imanda emsal kılmış ve onlara ittiba ile de mükellef kılmıştır. Bu sebeple “Onlara güzellikle tabi olanlar varya” buyurmuştur.
Tüm bu ayetler bizlere selef derken akla gelen ilk zümrenin ashab olduğu sonra ashabın tezkiyesinden, terbiyesinden ve tedrisatından geçen tabiin ve daha sonra da onların tedrisatından geçen etbau’t tabiin olduğunu ispatlar. Binaenaleyh selefilerin “Biz selefe tabiiyiz” derken kastettikleri ne İbn Teymiyye’dir ne de muayyen olarak herhangi bir alimdir! Selefilerin “Selef” derken kastettikleri bu dinin ilk üç asrı olan sahabeler, tabiin ve etbau’t tabiindir. Bunlardan sonra gelenleri dinde kıstas kabul etmeleri ise sonra gelenlerin ilk üç asra ittiba edip etmediklerine bağlıdır.

Selefilik Herhangi Bir Alimin Fetvalarına Münhasır Kılınabilir Mi?
Böyle bir sorunun gündeme gelmesinin temelde bir sebebi vardır. Zira üzülerek müşahede ediyoruz ki İslam aleminde alimleri taklit, vahye ittibanın yerini almıştır. İnsanların birçoğu dinlerini taklide bina ettikleri için, Selefiliğin de bir mezhepten müteşekkil olduğunu zannetmiştirler. Mezheplerde olduğu gibi Selefilikte de taklit edilen bir imam, akide ve fıkıh konusunda mutlak doğru zannedilen muayyen bir kitap olduğunu vehmetmiştirlerdir. Kendilerini bir imama, alime nispet etmenin vacip olduğuna inandırdıkları için, selefilerin de kendilerini nispet etmek zorunda oldukları bir imamı olduğunu düşünmüşlerdir.
Oysa ki Selefilik böyle bir şey değildir. Selefilikte muayyen bir alimin taklidi mevzu bahis değildir. Selefilikte ittiba şahıslara değil vahyedir. Selefiler, ashabın arasında vuku bulan meselelerde dahi taraf olmamışlardır ki alimler arasındaki ihtilafta taraf olsunlar! Selefiler, ashabın, ihtilaf ettikleri meseleleri Kitap ve Sünnete rücu ettirme menhecine tabi olmuşlardır ama hiçbir sahabeyi ilmi, yaşı, fazileti veya Rasulullah (s.a.s)’a yakınlığı sebebiyle her meselede mutlak doğru kabul etmemişlerdir. Sahabeyi taklit etmenin dahi yanlış olduğuna itikad eden bir menhec nasıl olurda dinlerini bir alimin fetvalarına inhisar eder. Sözün özü şudur ki; Selefilik yani selefin menheci katiyette muayyen bir şahsa intisap etmek değildir. Bu alamet, taklit ve taassup ehlinin alametidir. Selefiliği mukallitlerden ayıran alamet-i farika da zaten budur.
Selefilik İbn Teymiyyecilik Midir?
Buraya kadar konu edindiğimiz soruların cevabı anlaşıldı ise Selefiliğin de İbn Teymiyyecilik olamayacağı da ortaya çıkmıştır. İbn Teymiyye (rhm) sadece selefin menhecine tabi olmuş alimlerden bir alimdir. İlminin bahir, kaleminin mahir olması onun her meselede kendisine uyulması gereken bir imam olmasını gerektirmez. Bu durum sadece İbn Teymiyye için de değildir! Ne İbn Teymiyye ne İmam Ahmed ne de bir başka alim katiyette eşittir Selefilik değildir.
Alimlerin hepsi beşerdir, isabet ettikleri hususlar hatalarından çok olsa da bu durum onların hataları olduğu gerçeği değiştirmez. Nasıl ki selefi menheçte hata olmaz ise, menhece tabi olanlarda hatasız olmaz! Binaenaleyh Selefilikte asıl olan şudur; Alimlere olan itaat mutlak ve müstakil değildir! İtaatin aslı Kur’an ve Sünnetedir. Alimler naslarda olmayanları gösteren değil, bizim göremediklerimizi bize gösterenlerdir. İbn Teymiyye’de onlardan biridir. Allah ulemanın cemisine merhamet etsin.

Soru: Peki Türkiye’de bu soru neden gündem edilmektedir?
Böyle bir sorunun asıl sebebi şudur; İslam tarihinde her daim hakkı kendisine vitrin yapan, hakikat kalkanının arkasından batıllarını yayanlar olmuştur. Bizim ülkemizde de olduğu gibi.
Selefilik gibi mümtaz bir ismi kendilerine kalkan yapan bazı kimseler, bu ismin arkasından tekfir fitnesini yaymaya başladılar. Müslümanları alel ıtlak tekfir eden bu güruh ne yazık ki dillerine bu ümmetin değerli alimi İbn Teymiyye’yi doladılar. Sanki ibn Teymiyye’de tekfir gömleği giydirdiler.
Durum bununla da kalmadı ümmetin bağrına saplanan son hançer DAEŞ, İslam’a aykırı ne kadar eylem varsa her birini İslam adına yaptı! Sonra da duvarlara ayetler, hadisler ve İbn Teymiyye’nin adını yazdılar!
Tüm bunlar puzzle birer parçası idi. Türkiye gibi bir ülkede pak akide olan selefin akidesini terörize etmek için bir düğmeye bastılar. Bu sebeple İbn Teymiyye’ye tekfir elbisesi giydirdiler ve bunu medyanın eli ile her yere yaydılar. Elbette ki bu durum selefin menhecine muhalif olanların dört gözle beklediği bir fırsata dönüştür. Artık onlar da İbn Teymiyye’yi kendi kitaplarından değil, Tekfircilerin ve DAEŞ’in eylemleri üzerinden isimlendirmeye kalktılar. Sonrada “Selefilik Tekfirciliktir, terörizmdir” dediler.
Binaenaleyh insanlar İbn Teymiyye’yi Tekfirci, Selefiliği de eşittir İbn Teymiyyecilik olarak gördüler! Biz ise onlara Allah’ın iki ayeti ile cevap veriyoruz.
مَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍ وَلَا لِاٰبَٓائِهِمْۜ كَبُرَتْ كَلِمَةً تَخْرُجُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۜ اِنْ يَقُولُونَ اِلَّا كَذِباً
“Buna dair kendilerinin de atalarının da hiçbir bilgileri yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne büyük iftiradır. Yalandan başka bir şey söylemiyorlar.” (Kehf 5)
Bizler selefi menheci de İbn Teymiyye’yi de bundan tenzih ediyor ve bu iftiralar karşısında Allah’ın bir diğer ayeti ile cevap veriyoruz
هٰذَا بُهْتَانٌ عَظ۪يمٌ
“Bu büyük bir iftiradır” (Nur 16)
- Buhari 2652 ↩︎













