SELEFİLİK, İSLAMI SAHABE GİBİ YAŞAMAYA ÇALIŞANLAR…

Selefilik nedir sorusuna cevap:

Soru: Bazı kardeşler Selefilik daveti hakkında, bu davetin takipçileri ve davetçileri tarafından değil de hasımları tarafından söylenen ve yazılan bazı şeyler duymakta ve okumaktadırlar. Tarafınızdan Selefi alimlerden ve davetçilerden olmanız bakımından günümüz İslami cemaatleri içerisinde Selefiliğin konumunu açıklamanızı rica etmekteyiz.
Muhammed Nasiruddin el-Elbani: Ben buna benzer birçok suale cevap verdim. Fakat soru gelmesi hasebiyle yine cevap vermek gerekir. Derim ki: Hakikat kendisi için ortaya çıktıktan sonra hiçbir Müslüman’ın tartışamayacağı hak bir sözü ifade ediyorum: İlk olarak; Selefilik daveti neye nispet edilmektedir?
Selefilik, selefe nispet edilir. Dolayısıyla Müslüman ilim adamları nezdinde ‘’selef’’ kelimesi kullanıldığında Selefin kim olduğunu bilmemiz gerekir. Bunun ardından bu nispet ve bu nispetin mana ve delaletindeki ağırlık anlaşılabilir.
Selef; Rasulullah (s.a.v)’in lehlerinden hayır şahitliği bulunduğu ilk üç asırdır. Devamını okumak için buraya tıkla!

Türkiye Diyanet Vakfının Selefilik Açıklaması

(TÜRKİYE DİYANET VAKFI YAYINLARI, İLMİHAL 24. SAYFA)

“Sözlükte selef “önceki nesil”, Selefiyye de “bu nesle mensup olanlar” anlamı taşır. İslâmî literatürde Selef ilk dönemlere mensup bilginler ve geçmiş İslâm büyükleri anlamında, Selefiyye terimi ise iman esaslarıyla ilgili konularda ilk dönem bilginlerini izleyerek âyet ve hadislerdeki ifadelerin zâhiri ile yetinip bunları aynen kabul eden, teşbih ve tecsîme düşmeyen (Allah’ı yaratıklara benzetmeye ve cisim gibi düşünmeye yeltenmeyen), bunları başka bir anlama çekme (te’vil) yoluna gitmeyen Ehl-i sünnet topluluğunu belirtmek için kullanılır.

Allah’ın zâtî, fiilî ve haberî sıfatlarının hepsini te’vilsiz, nasılsa öyle kabul ettiği için Selefiyye’ye “Sıfâtiyye” de denilmiştir.

“Ehl-i sünnet-i hâssa” ismi ile kastedilen zümre olan Selefiyye Rasulullah (s.a.s) ve sahâbîlerin inançta takip ettikleri yolu doğrudan doğruya izleyen gruptur. Tâbiûn, mezhep imamları, büyük müçtehitler ve hadisçiler Selefiyye’dendirler.
Eş‘arîlik ve Mâtürîdîlik ortaya çıkıncaya kadar, Sünnî müslüman çevrede hâkim olan inanç, Selef inancıdır.

İmam Şâfiî, Mâlik, Ahmed b. Hanbel bir kısım görüşleri itibariyle Ebû Hanîfe, Evzaî, Sevrî gibi müctehid imamlar, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Dârimî, İbn Mende, İbn Kuteybe ve Beyhaki gibi hadisçiler, Taberî, Hatîb el-Bağdâdî, Tahâvî, İbnü’l-Cevzî ve İbn Kudâme gibi bilginler Selef düşüncesinin önde gelen isimleri arasında sayılabilir.
İlk dönem (mütekaddimûn) Selefiyye anlayışının en belirgin özelliği akaid sahasında akla rol vermemek, âyet ve hadisle yetinmek, mânası apaçık olmayan, bu sebeple de başka mânalara gelme ihtimali bulunan âyet ve hadisleri yorumlamadan, bunları bilmeyi Allah’a havale etmektir. Selefiyye’nin müteşâbihler konusundaki görüşüne şunlar örnek gösterilebilir: “Allah’ın eli onların ellerinin üstündedir” (el-Feth 48/10) âyetini Selefiyye şöyle değerlendirir:

“Yüce Allah âyette elinin(yed) varlığını bildirmektedir. Allah’ın elinin olduğuna inanırız, fakat bu elden kastedilen mânayı Allah’a havale ederiz, bunu ancak Allah bilir, der, mahiyeti üzerinde düşünmeyiz. Başka bir mânaya yorumlamadığımız gibi, onu yaratıkların eline de benzetmez, Allah’ın kendine has bir sıfatı olarak kabul ederiz. Bu konuda soru sormaktan da kaçınırız”.

İmam Mâlik’e (ö. 179/795) “Allah Teâlâ Kur’an’da Rahmân arşa istivâ etti (Tâhâ 20/5) buyuruyor. Nasıl istivâ etti?” diye sorulmuş o da şu cevabı vermiştir: “İstivâ bilinen bir şeydir (âyetle sabittir). Nasıllığı akılla kavranamaz. Allah’ın arşa istivâ ettiğine inanmak farzdır. Mahiyeti hakkında soru sormak da bid‘attır”.

Selefiyye, müteşâbih âyet ve hadisleri aklın ışığında yorumlayan kelâmcılarla filozofları da, keşf ve ilhamın ışığında yorumlayan sûfîleri de ağır biçimde eleştirmiş, onları bid‘atçı ve sapık olmakla suçlamıştır. Hicrî VIII. asırdan önce yaşamış olan Selef bilginleri akıl karşısında kesin tavır takınıp, nakli tek hâkim kabul ederken, sonraki Selef bilginleri akıl karşısındaki tutumlarını gözden geçirmişler, inanç konularında az da olsa akla yer vermişlerdir.

Bu dönemin en önemli ismi sayılan İbn Teymiyye (ö. 728/1328) sağlam olduğu bilinen nakil ile aklıselimin asla çelişmeyeceğini, dolayısıyla te’vile de gerek kalmayacağını ısrarla savunmuştur. Ona göre akılla nakil çelişirse ya nakil sahih değildir veya akıl sağlıklı bir muhakeme yapamamaktadır. Selef’in akılcılığı hiçbir zaman kelâm ve felsefedeki akılcılık gibi olmamış, nasların müsaadesi ile sınırlı bir çerçevede kalmıştır. Sonraki dönemin en meşhur Selef âlimleri (müteahhirîn-i Selefiyye) arasında İbn Teymiyye, İbn Kayyim el-Cevziyye (ö. 751/1350), İbnü’l-Vezîr (ö. 840/1436), Şevkânî (ö. 1250/1834) ve Mahmûd Şükrî el-Âlûsî (ö. 1342/1924) sayılabilir.  (Devamını oku

Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki’nin Selefiyye Hakkında Açıklaması

Ahmet Hamdi Akseki İslam Dini adlı Kitabında Selefiyye hakkında şöyle bir açıklama yapmaktadır:

”Selefiyye – Sahabe ve tabiin mezhebine süluk eden fakihler ve muhaddisler Selefiyye mezhebindendir. Selefiyye mezhebinde olanlar, Allah’u Teala Hazretlerine en yüksek bir tazim duygusu ile iman ederler, inanırlar. Bu hususta tafsilata girişmezler, inceden inceye fikir yürütmeye lüzum görmezler. Allah’ın varlığında Kuran’ı Kerim ne söylemiş ise öylece kabul ederler. Selefiyye mezhebinde olanlar, Allah Teala hazretlerinin isimlerini ve sıfatlarını nususda nasıl varid olmuş ise, öylece Allah’ın şanına muvafık bir şekilde ispat ederler; şer’i nasları, Allah’ın şanına nasıl yaraşırsa öylece zahirine hamlederler, nususu tevil etmezler.

İlk Hanefiler Selefiyye mezhebine; sonrakiler de Maturidiyye mezhebine salik olmuşlardır. Kezalik, ilk Şafii ve Malikiler Selefiyye mezhebine, sonrakiler de Eş’ariyye mezhebine salikdirler. Hanbeli mezhebinde olanların çoğu Selefidir, içlerinden Eş’ari olanlar da vardır. ”
(A. Hamdi Akseki, İslam Dini)

”Kimseye duygularının hükmetmesi uygun değildir. Bilakis onun Kitap ve Sünnet’in delalet ettiği, şüphelerden ve şehevi arzulardan korunmuş sağlıklı bir aklın kabul ettiği şeylere uyması gerekir.”
(Useymin r.h.)

SELEFİ EDİTÖR İLE RÖPORTAJ

Sahabeler gibi İnanmak

Bakara Suresi 137. Ayet

♦Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yola girmiş, hidayeti bulmuş olurlar. Yok eğer yüz çevirirlerse onlar sadece ve sadece didişmenin içindedirler. Allah onlara karsı sana yeter. Ve O, işitendir, bilendir.♦

Kurtulan fırka

Ebu Davud

“Yahudiler yetmiş bir (71) fırkaya ayrıldılar, biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girer. Hristiyanlar yetmiş iki (72) fırkaya ayrıldılar, biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girer. Bu ümmet de yetmiş üç (73) fırkaya ayrılacak, biri hariç hepsi cehennem girer.”(Ebu Davud, Sünnet, 1; Tirmizî, İman,18; İbn Mace,Fiten, 17; İbn Hanbel, 2/332).

KURAN VE SÜNNETE TERS OLAN GRUPLAR

Tasavvuf
Sünnet İnkarcıları
Şiilik
Haricilik

Daha Detaylı Bilgi İçin Lütfen Tıklayın

Selefiler ve Hariciler arasında ne fark var?

Çok fark var ama bu ilmi olmayana gizli kalmıştır. Malumunuz Ali r.a. zamanında kendisiyle beraber savaşa çıkan ordunun içinden türeyen bâtıl bir topluluktur Hariciler. Bunu neden bu şekilde aktardık? Ali’ye (r.a.) ve beraberindekilere çok benziyorlardı yani. Zaten o ana kadar beraberdiler. Ayrılmalarına sebep olan hususları maddelere döksek bir-ikiyi geçmez. Bu yüzden Selefileri Haricilere karıştıranlar çok oluyor mealesef.
Tabi birde sayfamızın girişindeki tanımları kaynaklarından bilmesine rağmen adaletsizce Selefilere olmadık yakıştırma yapanlar var. Bunlar sahip oldukları ‘din iktidarını’ kaybetmek istemeyen tipler olduğunu düşünüyoruz. Allah onları ıslah etsin.
Şunu da biliyoruz ki Selefilere (Ehl-i Sünnet-i Hassa) bu tavır, yüzyıllardır reva görülmektedir. Selefimizin kitaplarında bunları okuyoruz. Sığınağımız ancak Allah’tır. (O’nu tüm noksanlıklardan tenzih ederiz.)

Mekkeli müşrikler Allah’a iman ettikleri halde neden müşriktiler?

Daha fazla bilgi

Müşrikler nasıl ibadet ederlerdi?

Daha fazla bilgi

SİTEMİZ HAZIRLIK AŞAMASINDADIR ANLAYIŞLA KARŞILAMANIZI RİCA EDERİZ (ADMİN)